Yönetemeyen Yöneticiler ve Belediyeler.

İ

Kâinat bir ölçü ve denge üzerine yaratılmıştır. Bu dengede ufacık bir sapma bile çeşitli felaketlere yol açabilir. Güneşin ve ayın, gece ve gündüzün deveranında zerre-i miskal bir değişim olursa kâinatın dengesi bozulur. İnsanda tıpkı kâinat gibidir. İnsanın hal ve tavırlarında, yemesinde içmesinde, şefkatinde ve şehvetinde, görev ve sorumluluğunda bir sapma olursa insanında dengesi bozulur. İnsanın dengesi bozulunca, dengesiz insanlardan oluşan toplumunda dengesi bozulur. Bu bozuk dengeden, sağlam düzen çıkmaz.

Bozulan insanlar, bozuk toplumu, toplumuyönetemeyen kifayetsiz yöneticileri, yozlaşmış kurumları, bakımsız ve çukur yolları, çöp ve çamur içinde kalan sokakları, bakımsız parkları, duvarlara gelişi güzel yapıştırılmış reklamları, haksız kazançları, plansızşehirleri meydana getirdi.

İnsanlar neyse şehirlerde odur. Şehirler, şehirde yaşayan insanların aynasıdır. Şehri yaşatan, yaşanılabilir kılan koynunda beslediği evlatlarıdır. Eviyle, bahçesiyle, sokağıyla, parkıyla, mimarisiyle insanı andırır şehirler. Nasıl ki vücutta, yabancı hücreler düzensiz çoğalınca hastalıklar baş gösterirse; şehirlerde aynıdır. Şehrin ruhuna uygun olmayan şehvete dönüşmüş rant ve kar hırsı, şehirlerimizi beton tabutluklara, konut adı altında inşa edilen toplama kamplarına dönüştürüyor. Artık nefes alamıyor, beton bloklar arasında sıkışıp kaldı. Şehirlerin doğayla irtibatı kesildi, oksijensiz kaldı, kuvözde yaşama tutunmaya çalışıyor.

Bu bozuk düzende, şehirleri ve kurumları yönetmeye talip olanların, talip oldukları görev ve sorumlulukları hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmadıklarını görmek insanı kahrediyor. Şehirleriyönetmeye talip olanların aslında şehre hizmet yerinerantını yönetmeye talip olduklarını anlamak vicdanları sızlatıyor.

Yöneticilerin, şehirleri yaşanılabilir kılmak, kurumları işlevsel hale getirmek yerine şahsi egoları ve midelerinin şişirilmesiyle ilgilendiklerini görmek toplumsal ahlakı çürütüyor.

Kamu kaynaklarının şahsi ikballer için, nasıl reklam harcamalarıyla tüketildiğine şahit olmak gelecek adına umutsuzluğa düşürüyor. Buldukları her yere, gördükleri her şeye (çöp kutusuna, duvar saatine, hizmet arabasına, takvime …) adlarını işlemeyi kutsal bir vazife gibi gören anlayışı anlamlandırmaya çalışmak insanı yoruyor. Bu kamu kurumları sizin şahsı mülkünüz değil, sizinle var olmadı sizinle kaim değil. Önemli olan o kurumun büyümesi, sizin egonuz değil.

Bu toplum bozulmuş ama kör değil, sağır değil. Yapılan bir hizmet varsa görür, nankör değil.