Yorgunum…
Ama yürümekten değil; en çok, hep güçlü görünmekten yorgunum. İçimde fırtınalar koparken yüzüme tebessüm kondurmaktan, "İyiyim." deyip geceleri sessizce dertlerimle konuşmaktan yorgunum. Kimseye yük olmamak için acılarımı içime gömmekten, gözlerim dolarken bile gülümsemeyi öğrenmekten yorgunum.
Yorgunum…
Kırıldığım hâlde kimseyi kırmamaya çalışmaktan, unutanları hatırlamaktan, değer verdiklerimin gözünde değersiz kalmaktan yorgunum. Herkese yetişmeye çalışırken kendime geç kalmaktan, başkalarının yaralarını sararken kendi yaralarımı sessizce kanatmaya devam etmekten yorgunum.
Bazen insanın bedeni değil, ruhu yorulur. Omuzlarına görünmeyen yükler biner. Her sabah yeni bir umutla uyanır ama akşam olunca eksilen yine kendisi olur. İşte benim yorgunluğum da böyle… Ne dinlenmekle geçiyor ne de uykuyla. Çünkü ruhun yorgunluğunu hiçbir yastık hafifletemiyor.
Beklemekten, susmaktan, anlatamamaktan yorgunum. İnsan bazen konuşacak söz bulamaz; çünkü kelimeler bile yüreğinin taşıdığı yükün altında ezilir. Kalabalıkların içinde yapayalnız kalmanın, sesini duyuramamanın, anlaşılmamış olmanın ağırlığı çöker omuzlarına. İşte insanı en çok da bu tüketir.
Hayat bazen öyle sınavlar çıkarır ki karşımıza, ne isyan edebiliriz ne de geri dönebiliriz. Kimi zaman bir ayrılık, kimi zaman bir özlem, kimi zaman da geri gelmeyeceğini bildiğimiz insanlar bırakır ardında. Takvim yaprakları değişir, mevsimler geçer; ama bazı acılar zamanla değil, sabırla taşınır. Bazı yaralar kapanmaz, sadece onlarla yaşamayı öğrenir insan.
Yorgunum…
Hayal kırıklıklarını sessizce toprağa gömmekten, verdiğim değerin karşılığını beklemeden sevmekten, vefayı ararken vefasızlıkla karşılaşmaktan yorgunum. İnsanların değişmesini izlemekten değil; değişirken ilk vazgeçtikleri kişinin ben olmasından yorgunum.
Ama bütün bu yorgunluğun içinde hâlâ sönmeyen küçücük bir umut taşıyorum. Çünkü umut, insanın karanlığa karşı yaktığı son kandildir. O kandil söndüğü gün insan gerçekten yorulmuş sayılır. Ben ise bütün kırgınlıklarıma rağmen o ışığı korumaya çalışıyorum.
Belki bugün yorgunum…
Belki dizlerimde yılların ağırlığı, yüreğimde suskunluğun izi, gözlerimde anlatılmamış hikâyeler var. Ama vazgeçmeye niyetim yok. Çünkü hayat, hiç düşmeyenlerin değil; her düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı bilenlerin hikâyesini yazar.
Bir gün bu yorgunluk da bitecek. Gün gelecek, içimde fırtınalar yerine huzur esecek. O gün geriye dönüp baktığımda, beni ayakta tutanın gücüm değil; sabrım, inancım ve vazgeçmeyen yüreğim olduğunu anlayacağım.
O güne kadar sessizce yürümeye devam edeceğim. Ne kin taşıyacağım ne de pişmanlık. Çünkü biliyorum ki hayat, en ağır yükleri en sağlam omuzlara emanet eder.
Ve eğer bir gün bana, "Bu kadar yorgunken nasıl hâlâ ayaktasın?" diye sorarlarsa, tek bir cümleyle cevap vereceğim:
"İnsan bazen yaşamak için değil; sevdiklerine verdiği sözleri tutabilmek için ayakta kalır. Ben de o sözlerin, o umutların ve o duaların hatırına yürümeye devam ediyorum."