Aşkla yaşamak, Yazmak..

'Yazıyorsam Sebebi Var' adlı köşemde her gün yazarken, 25 yıldır yaptığım haberlerimi de gerek yazılı gerekse sanalda toplamaya çalışıyor, kimi yazının adeta bugünü anlattığını görüp, bir iki güncellemeyle yeniden yayınlarken bu enerjiyi nerden aldığımı soran bir arkadaşın sorusuna yine yazarak cevap aradım.
Ve son günlerdeki takıntım, 7 kat denen uzayın içinde dolaşırken diğer bir takıntımın da yapılanın, yaşananın, yaşatılanların da en güzel ve mükemmel olması için aşkın şart olduğunu yeniden anlıyor ve kendimce onaylıyordum. Çünkü hep derler aşksız hiçbir şey güzel olmaz, istenmez, yaşanmaz... Doğrudur da.
Evet aşk denildiğinde başımı kaldırıp, baktığımız uzayda hep olan ve bugüne kadar ancak bir ayak izi bırakılıp, bir iki parça taşın getirilebildiği Ay'a bakıyorum. Ve o Ay'dan bile göründüğü ileri sürülen Çin seddine yöneliyorum.
Tüm dünya benim olsun aşkıyla insanları keserek, korkutarak doğrayan Moğolların atlarını sürdüğü o Çin seddini düşünürken işgal edilemez, aşılamaz denen surların nasıl olup, zayıf bir tarafının bulunup, içindekilerini yani bu dönemlerdeki gibi Ezidi Kürt kadınları başta olmak üzere bölgede bulunan insanları vahşice öldüren İŞ-İD 'e benzetiyorum.
Çünkü aşkla yapılan ama acımasızlıkla yakılıp, yıkılan ve hazineleri talan edilen onca kale, kulenin yapıldığı gibi kalmadığını anlıyorum. 
Aşkın simgesi gülün renginin neden kırmızı olduğunu da düşünürken aşkın yaşadığı kalpte kırmızı kanla beslendiğini ve o kanı kalbe taşıyan damarların birinin kopması gibi onca kale, kulenin muhteşemliğine son verenin de kırmızı, yani kan olduğunuda düşünürüm.
Ve aşkın ana kaynağı olan kanın aslında revan olmak için onca hücreyi içinde dolaştırırken, uzayın hücreleri denecek olan yıldızları, gezegenleri yutan kara delikleri bir kez daha inceliyor, hızla ama çok büyük bir döngüyle dönüp, durmalarını anlayamıyorum. Ve adeta bir uzay bilimcisi kesilip, daldığım o atmosferden nefes almaya çalışırken 'acaba' demekten kendimi alamıyorum.
Çünkü milyonların, milyarların yeterli gelmediği o uzayın neye kime hizmet ettiğini düşünüp, beynimin sigortalarının atmaması için artık yorulmaya başlayan gözlerimi kaçırmaya çalışırken bir şey takılıyor aklıma...
Ve aşkı yaşatan, tattıran ve yakıp, yıkıp, çekip giden insanların yani çok sevdiklerimizin orada olabileceğini ve her yıldızın, gezegenin hatta kara deliğin biz insanların ruhumu acaba demekten kendimi alamıyorum...
Kim bilir belki de ağacın dibinde pineklemiş, uyumaya çalışan ama kafasına düşen elma ile yer çekimini 'buldum' diye haykırarak, yerinden kalkan Newton'a özenip yerde aranan aşkı uzayda aramaya kalkmış uçuk biri olmaya başlamış da olabilirim..
Ama şu bir gerçek ki aşkla uzandığı güneşe ulaşamayıp, kararan Ayçiçeğini de hatırlarken; evet aşkın öyle yakınında, yanında değil, o bir anda kalbimizi sızlatıp, çekip gidenlerin olduğunu düşündüğüm uzayı, araştıranlar gibi herkesin yani her insanın yaptığı işi aşkla, sevgiyle yapması halinde geriye eser bırakmasıydı.
Tabi bu eser Çin seddini, Alamut kalesini yerle bir eden, Ezidi kadınlara, çocuklara saldıran katleden İş-İT'in bıraktığı eserler gibi değil, insanlığın aşkla yaşayabileceğini anlatan o güzel kokan dikenli gülün kanattığı, kırımızı kanın verdiği enerjiyle yaşamak ve yaşama renk katmaktır diğer adıyla o çok aranan, bulunduğunda da hemen kaybedilen Aşk denen o kara delik...
Ve aşkı anlatmaya, yazmaya çalışıp, uzaya kadar gidip, kıvrandığım bir sırada şair ruhlu yazar Rodi Baz'dan gelen şiir anlatmak istediğimi anlatamadığımı hissetmişcesine anlatır gibiydi..
İşte o başlıksız ve Aşkı en güzel şekilde anlatan Rodi Baz'ın dizelerinden dökülen aşk'ın diğer bir tarifini yapan şiiri..

Bir intikam ateşi gibi öfke nöbetleriyle düşüyorsun aklıma
Belki diyorum;
Ben karanlık yüzü olurum hayatın
Belki de hayatın ikiyüzlülüğüne dönüşür unuturum seni
Çünkü daima herkesten sakladığım kuytulara alışıktır gözlerimin feri

Sen yokken Simurglar öldü
Memeli birer yağmacıya dönüştü kuşlar…
Bir çağlayanın sesine asılı kaldı Şahmeran'ın hikayesi

Ve şimdi masal bitti Deniz Kızı
Cep telefonuma bir mesaj düştü
Google tanrıyla yarışırken yanlışlıkla bana fıkır fıkır danseden bir kadın bıraktı.
Senin kadar unutkan
Senin kadar güzel
Senin kadar davetkar
Yoksa biz öldük mü Deniz Kızı?

Rodi Baz

YORUM EKLE

banner667

banner612

banner327

banner666

banner613

banner326