“Uyudum ama sanki hiç dinlenmedim.”

“Hafta sonu evdeydim ama pazartesi yine yorgun uyandım.”

“Eskiden yaptığım şeylere artık enerjim kalmıyor.”

Bu cümleler son dönemde oldukça tanıdık geliyor.

Günlük konuşmalarımızda da mesleki gözlemlerimizde de yorgunluktan söz eden insanların sayısının arttığını fark etmek mümkün. Fakat burada sözünü ettiğimiz yorgunluk her zaman fiziksel değil.

Bazen insan bütün gün masa başında oturuyor, eve geliyor, hatta yeterince uyuyor ama yine de kendisini dinlenmiş hissetmiyor.

Çünkü beden durduğunda zihin her zaman durmuyor.

Sabah gözümüzü açtığımız andan itibaren başlayan bir koşuşturmanın içindeyiz.

İşler, mesajlar, telefonlar, yetişmesi gereken sorumluluklar, ekonomik kaygılar, aile hayatı, sosyal medya… Bir yandan da sürekli bir şeyleri planlıyor ve bir sonraki adımı düşünüyoruz.

Eve geldiğimizde fiziksel olarak işten çıkmış olsak bile zihnimizin bir kısmı hâlâ orada kalabiliyor.

Mesai bittikten sonra gelen tek bir mesaj bile bazen yeniden iş moduna dönmemiz için yeterli oluyor.

Sadece bir bakayım” diyerek açtığımız telefon, fark etmeden zihnimizi yeniden onlarca farklı uyaranın içine sokuyor. Haberler, mesajlar, videolar, başkalarının hayatları…

Sonra telefonu bırakıp “Bugün de hiç dinlenemedim” diyoruz.

Belki de burada dinlenmenin ne olduğunu yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Dinlenmek yalnızca uyumak ya da koltukta uzanmak değildir.

Bazen insanın asıl ihtiyacı, bir süre hiçbir şeye yetişmek zorunda olmadığını hissetmektir.

Bir mesaja hemen cevap vermemek, telefonu başka bir odada bırakmak, kısa bir yürüyüş yapmak, sessizce kahve içmek ya da yalnızca düşünmeden geçirilen bir yarım saat…

Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir. Fakat günün neredeyse her anında bir şeylere cevap vermeye alışmış bir zihin için oldukça değerlidir.

Yetişkinlikte en sık yaptığımız şeylerden biri de yorgunluğu normalleştirmek olabilir.

“Herkes yoruluyor.”

“İş hayatı böyle.”

“Şu dönem geçsin rahatlayacağım.”

Peki o dönem gerçekten geçiyor mu?

Bir iş bitiyor, başka bir sorumluluk başlıyor. Pazartesiden cumaya, cumadan hafta sonuna, bir aydan diğerine geçerken dinlenmeyi sürekli ileride bir tarihe erteliyoruz.

Bazen “Biraz daha dayanayım” dediğimiz sürenin ne kadar uzadığını bile fark etmiyoruz.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her yorgunluk tükenmişlik değildir. Yoğun geçen birkaç günün ardından enerjimizin azalması hayatın doğal bir parçasıdır.

Fakat uzun süre devam eden ve yönetilemeyen stres; kişinin enerjisinde azalma, yaptığı işe karşı uzaklaşma ve mesleki yeterlilik hissinde düşüş gibi sonuçlarla kendisini gösterebilir.

Bu yüzden kişinin kendisini uzun süredir nasıl hissettiğine bakması önemlidir.

Eskiden kolaylıkla yaptığınız şeylere başlamak artık çok mu zor geliyor?

Küçük aksiliklere karşı tahammülünüz belirgin biçimde azaldı mı?

İşten çıktıktan sonra bile zihniniz sürekli işle mi meşgul?

Dinlenmek için zaman ayırdığınızda gerçekten dinleniyor musunuz, yoksa dinlenirken bile yapmanız gerekenleri mi düşünüyorsunuz?

Bazen bu soruların cevapları, ne kadar yorulduğumuzu fark etmemizi sağlar.

Bir başka mesele de kendimizden beklediklerimiz.

Günümüzde yalnızca işimizi iyi yapmak yetmiyormuş gibi hissedebiliyoruz.

İyi bir çalışan olmalıyız, ilişkilerimizi ihmal etmemeliyiz, ailemize zaman ayırmalıyız, spor yapmalıyız, sağlıklı beslenmeliyiz, kendimizi geliştirmeliyiz, sosyal olmalıyız ve mümkünse bütün bunları yaparken mutlu da görünmeliyiz.

Bu kadar çok beklentinin arasında insanın kendisine ayırdığı alan giderek küçülebiliyor.

Üstelik sosyal medya bu karşılaştırmayı daha da görünür hâle getiriyor.

Başkasının tatilini, başarısını, düzenli evini, sporunu ya da mutlu bir anını görüyoruz. Kendi hayatımızın bütün yorgunluğunu ise biliyoruz.

Farkında olmadan başkasının seçilmiş birkaç dakikasını kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırabiliyoruz.

Sonra kendimize şu soruyu soruyoruz:

“Ben neden yetişemiyorum?”

Belki de problem yetişemememiz değildir. Belki de yetişmeye çalıştığımız şeylerin sayısı gereğinden fazladır.

Her anımızın verimli olması gerekmiyor. Bazen bir işi yarına bırakmak, bir davete gitmemek, yardım istemek ya da yalnızca “Bugün bunu yapacak enerjim yok” diyebilmek başarısızlık değil, kişinin kendi sınırlarını fark edebilmesidir.

Burada yorgunluğun her zaman psikolojik nedenlerden kaynaklanmadığını da hatırlatmak gerekir. Uzun süren veya kişinin alışık olmadığı düzeyde bir yorgunluk varsa fiziksel sağlıkla ilişkili nedenlerin değerlendirilmesi önemlidir.

Bununla birlikte haftalar geçmesine rağmen toparlanamama, daha önce keyif veren şeylerden belirgin biçimde uzaklaşma, uyku düzeninde önemli değişiklikler, sürekli gerginlik, yoğun isteksizlik veya günlük yaşamı sürdürmekte zorlanma varsa bunu yalnızca “Biraz yoruldum” diyerek geçiştirmemek gerekir.

Gerektiğinde profesyonel destek almak, yaşanan durumun neyle ilişkili olduğunu anlamaya yardımcı olabilir.

Bazen kendimize sürekli “Bugün ne kadar iş yaptım?” diye soruyoruz.

Belki arada başka bir soru sormamız gerekiyor:

Bu kadar şeye yetişmeye çalışırken kendime ne kadar yer bırakıyorum?”

Çünkü dinlenmek tembellik değildir. Her şeye yetişememek de başarısızlık değildir.

Bazen insanın gerçekten ihtiyacı olan şey daha fazlasını yapmak değil, bir süreliğine daha az şey yapmak ve kendisine yeniden alan açmaktır.