Yazmak, yeni kuşak yazarlar için fiziki ve düşünsel bir eylemdir. Aslında herkes bir şeyler yazar hatta yazıyor da. Ta ki okul hayatımızla birlikte yazmaya başlarız. Kimi zorunluluktan kimi ilgiden bu yazma eylemini yaşam boyu sürdürür.
İşte bu önemli eylemin en güzel yanı da “söz uçar, yazı kalır” derler ya o misal, düşündüklerimizin kâğıda aktarılmasıdır. Neden güzel dedim? Şunun için: okul görmüş, görmemiş, az okumuş çok okumuş, akademik kariyer yapmış ya da yapmamış sonuçta her insanın bir fikri vardır. Bu fikirler kişi için çok da değerlidir. Ancak, bu fikirleri paylaştığınız zaman daha çok değerli olur. Çünkü “bilgi paylaşıldıkça çoğalır”. O halde senin ne çok bildiğinin bir önemi yok. Önemli olan o bildiklerini topluma aktarabilmendir. Toplumun yararlanmadığı bilgi, bilgi değildir.
Hatta sadece anlatmak ta yetmez. Anlatılan ve dinlenen bilgilerin ancak yüzde onu kalır hafızalarda. Bir de bunu yazıya dönüştürürseniz yüz yıllar geçse de unutulmaz ve gelecek kuşaklara bir miras şeklinde aktarılmış olur. İşte tam da burada sözlü edebiyattan yazılı edebiyata geçişe vurgu yapmak istedim. Yazılı edebiyat çeşitli yazım şekillerinde karşımıza çıkar. Düz yazı, fikir yazıları, şiir, resim vb. türden yazılı kaynaklara dönüşür. İşte bu noktadan sonra fikirlerin tam olarak önemi ve değeri ortaya konulmuş olur.
Şimdi bir deneme, hikâye, roman veya şiir kitabının yazılmış olduğunu düşünün; bu eserler kuşaktan kuşağa aktarılabilir. Bu aktarım sayesinde de yeni kuşak geçmiş dönem fikirlerinden yararlanmış olurlar. Bu özellik sözlü edebiyatta da böyledir. Ancak, sözlü edebiyatta kalıp cümleler; atasözleri ve deyimler şeklinde kısa not yazıları gibi sürdürülebiliyor.
Şimdi kitaba dönüşen eserler ve bunların topluma tanıtımına gelelim. Bizler hala bin sekiz yüzlü, bin dokuz yüzlü yılların yazar ve şairlerin eserleriyle haşır neşir oluyoruz. Bunların elbette ki unutulmaması gerekir.
Ancak, bunlardan sonra yetişen binlerce yazar, şair ve ressam ne olacak?
Bu yeni kuşak yazar çizer takımının da bir yer edinmesi gerekmez mi?
Ne yazık ki günümüzde yeni kuşağın yazar çizer takımı pek ilgi görmüyor. Hatta yeni kuşak yazar çizerler bile birbirlerini önemsemiyor. Güya özel platformlar kuruluyor, dayanışma içinde olmak isteniyor gibi görünseler de aslında birbirlerini pek de sevmedikleri ve önemsemediklerini görebiliyoruz.
“Ben olayım başkasına ihtiyaç yok.”.
Ne yazık ki “Benden âlâ kral var mı?” misali bir yaklaşımın günümüzde etkili olduğuna tanıklık ediyoruz.
Bir de kimi ekonomik kimi de önemsememekten dolayı edebiyat konusunu ikinci hatta üçüncü sıralara itmiş, okumaktan uzaklaşmış bir toplumla iç içeyiz. Şimdi vatandaş bir kitap yazmış koymuş ortaya, işte günümüz koşulları gereği sosyal medya veya internet ortamlarından duyurusunu ve tanıtımını yapmaya çalışıyor.
*Sanal ortamdan binlerce alkış, beğeni ya da “okuru bol olsun” sözleri havalarda uçuşuyor.
*Bu dilekler güzel de hani yukarıda da dedik ya “söz uçar, yazı kalır” misali o okur kitlesi kim olacak?
*Sen de o tanıtım veya imza günleri etkinliklerine katılmazsan, arkadaşına, eşine, dostuna ya da edebiyat dünyasına bir eser kazandıran yazara destek vermezsen kim okuyacak da okuru bol olacak?
Okusan da okumasan da kitap alsan da almasan da en azından bu türden etkinliklere bir katıl, bu yazar, şair ya da çizeri bir dinle. Üstelik bunlar paralı ve masraflı işlerde değil. Sadece birkaç saatlik zaman ister. O edebiyatçıyı da motive eder.
Sonuç olarak; yeni kuşak yazar, çizerlere destek olun, motive edin, yanlarında durun. Destek derken bu işin en önemli yanı psikolojik destektir. Bu asla unutulmaya!
Yeni kuşak yazarlık ve sorunları
YAŞAR GELER
Yorumlar