Umutlarımızı çaldınız. Çeyrek yüzyılımızı çaldınız. Çeyrek yüz yıl diyorum çünkü o yıllara kadar kör topal, düşe kalka geçinip gidiyordu insanlar.
Kimi zamanlar tökezlerdik, sallanırdık, savrulurduk ama yıkılmazdık.
Oysa şu son yirmi, yirmi beş yılda savrulmalar o kadar orantısız olmaya başladı ki ayakta kalabilme olanağımız da kalmadı.
Sadece kişisel olarak bakmıyorum olaya toplumsal olarak baktığımda ve bir gazeteci gözüyle irdelediğimde bunları görebiliyorum.
Sonuçta geriye dönüp baktığımda kocaman bir çeyrek yılın, kocaman bir toplumun yıkıldığını artık çok daha net olarak görebiliyorum.
Neden mi derseniz?
Şöyle izah edebilirim: İki binli yıllara kadar çalışan işçi, memur ya da küçük esnaf da dahil geleceğe umutla ve inançla bakardılar.
Özellikle işçi ve memurların emekli olduklarında bir ev alabilme şansları vardı.
Evi varsa araba alma şansları vardı. İşçiler için de aynı şeyler geçerliydi.
Esnaf para kazanabiliyor ve küçük yatırımlarla evini yapabiliyor ve arabasını da alabiliyordu. Peki geldiğimiz noktaya bir bakalım:
Emekli olan bir memur ya da işçinin alacağı tazminatla ev alma zaten hayale bile gelmiyor da alt düzeyde bir araba bile alması imkansızlaşmış durumda.
Bırakın ev ve araba almayı oturduğu evin kirasını bile ödeyemez durumda.
Aldığı emekli maaşı otuz, kırk ya da elli bin lira ama sadece ev kirası otuz beş kırk bin lira civarında yeme, içme ve giyinmeleri ve diğer masraflarını da katarsan yaşamanın mümkün olmadığını görmemek için kör olmak gerek.
Esnaf desen perişan halde, evine ekmek götürebilme derdinde.
Hadi bunu yani ekonomik geleceğimizi, yaşam kalitemizi ya da var olma gerekçemizi sağ iktidarlar çaldı diyelim. Bir yandan da özgür bir ülkede demokrasiye dayalı bir sistemde yine geleceğimizi ve umutlarımızı çaldılar.
Gençlerimizin, çocuklarımızın ve torunlarımızın hayallerini, umutlarını ve geleceklerini çaldılar. Bunu kim yaptı? Ne yazık ki milyonların ve benim de oy verdiğim muhalefet partileri çaldılar.
Sistematik bir yoksulluk ve sistematik bir siyaset tüccarlığıyla gözümüzün içine baka baka yutturdular bize demokrasiyi…
Adam çıkmış koskoca cumhuriyeti kuran ve cumhuriyetle yaşıt bir partinin kapılarını kıra döke zorla ve yerine göre inandığı yerine göre inanmadığı bir yargı eliyle partiyi işgal ediyor.
Gazeteci meslektaşım soruyor: Şu şöyle miydi, bilmiyorum. Şu hukuk nasıl bana göre siyaseten kötü ama başka konuda iyi.
Şunu neden yapmadınız sorusuna, ben hâkim miyim, ben ekonomist miyim, ben bilmem ne miyim gibi hiçbir konuya hâkim olmadığını ama yaptıklarının hepsinin doğru olduğunu ve pişman olmadığını anlatıp duruyor.
Başkalarına karşı yenilmenin normal olduğunu ama parti içindeki rakibine yenilmenin anormal olduğunu anlatıyor.
Açılmış olan ve birçok tutuklusu bulanan davaları takip etmediğini, içerikleri konusunda bilgisi olmadığını ama sıkılmadan suçlu olduklarını vatandaşın gözünün içine baka baka anlatabiliyor.
Evet, AKP iktidarı uyguladığı politikalarla vatandaşı yoksullaştırdı, gençlere ülkede kalma şansı vermedi, orta direği yerle yeksan etti.
Liyakatsiz atamalarla kadroları altüst etti ve gelecek neslin yirmi yılını çaldı ve üzerinden buldozerle yıktı geçti.
Doğru ama muhalefet partisi CHP yönetimi de yine aynı neslin son yirmi yılının çalınmasının ne yazık ki ortağı olmuştur.
Şu son seçimlerde bir miktar yeni bir umut doğmuşken, yaşı seksene dayanmış, bana göre akli meleklerini de kullanmakta zorlanan Kemal Kılıçdaroğlu da oranı yüzde otuz beş, kırklara dayanan bir seçmen kitlesinin geleceğini çalmıştır.
Kendisi yetmiyor gibi birkaç çıkar çevresinin de desteğini almış görünerek umutlarımızı ve gençlerin umutlarını da yıkma peşinde dur durak bilmeden koşmaktalar.
Her ne yaparlarsa yapsınlar, bu ülkenin seçmen dinamiği yapılacak ilk seçimlerde doğru ve akılcı yaklaşımla, sağduyu ve bilinçle hareket edecektir diye düşünüyorum.
Ne demiş üstatlar: Demokrasilerde çareler tükenmez. Demokrasiler boşluk kaldırmaz. Sizin yarattığınız boşlukları illaki dolduran birileri bulunur.