İnsan dünyaya çıplak gelir. Bu, yaratılışın gerçeğidir. İnsan Çıplak Doğar, Medeniyet Giydirir.
Ama insanı diğer canlılardan ayıran şey, ömrünü de çıplak geçirmek değil; aklıyla, kültürüyle ve medeniyetiyle kendini geliştirmesidir.
İlk insanlar doğanın içinde yaşadı. Üstlerini örtecek imkânları da yoktu. Zaman geçti, insan düşündü, üretti, şehirler kurdu. İşte o gün giyim sadece soğuktan korunmak için değil, saygının, mahremiyetin ve medeniyetin bir parçası oldu.
Medeniyet Kumaşta Değil, Anlamındadır
Bugün bazı ilkel kabileler hâlâ atalarının yaşam biçimini sürdürüyor. Bu onların tercihinden çok, yaşadıkları şartların sonucudur.
Ama hiçbir gelişmiş toplum, "Çıplaklık medeniyettir." diye bir iddiada bulunmaz. Çünkü medeniyet, insanın içgüdülerini değil, aklını öne çıkarmasıdır.
Giyinmek sadece bir elbise giymek değildir. Giyinmek, "Ben hem kendime hem de karşımdakine saygı duyuyorum." demektir. Çünkü insan, toplum içinde yaşar. Toplumun da ortak değerleri ve ortak bir edebi vardır.
Giyinmek: İnsanlığın Sessiz Devrimidir.
Bugün psikologlar da sosyologlar da insanın sınırlarının ve mahremiyetinin kişilik gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu söyler. Medeniyet, istediğini yapmak değil; neyi, nerede ve nasıl yapacağını bilmektir.
Kumaş insanı adam etmez. Ama medeniyet, o kumaşa bir anlam yükler. Elbise sadece bedeni örtmez; bazen karakteri, bazen saygıyı, bazen de insanın kendisine verdiği değeri anlatır.
Çıplaklık Doğanın, Giyinmek Medeniyetin Dilidir.
Çıplaklık doğanın hâlidir. Giyinmek ise kültürün ve medeniyetin eseridir. İnsan ilerledikçe sadece binalar yapmadı; utanmayı, mahremiyeti, saygıyı ve birlikte yaşamayı da öğrendi.
Gerçek medeniyet, insanın bedenini sergilemesiyle değil; aklını, ahlakını ve edebini ortaya koymasıyla başlar.
Sözün Manası;
"Çıplaklık medeniyet değil, medeniyet öncesi yaşam biçiminin bir parçasıdır. İnsan doğaya çıplak gelir ama medeniyeti; aklıyla, edebiyle ve giyinmeyi öğrenerek kurar."
Vesselam…