Günümüzde dindarlık çoğu zaman namaz, oruç, kıyafet ve dış görünüş üzerinden değerlendiriliyor.

Oysa bir insanın ibadet ediyor olması, onun otomatik olarak dürüst, güvenilir ve ahlaklı olduğu anlamına gelmez.

Asıl soru şudur: İbadet, insanın karakterini ve davranışlarını değiştirmiş midir?

İslam’ın özünde ibadet ile ahlak birbirinden ayrı değildir.

Namaz insanı kötülükten uzaklaştırmalı,

oruç nefsini terbiye etmeli,

ibadetler insanı kul hakkına,

adaletsizliğe ve haksızlığa karşı daha duyarlı hâle getirmelidir.

Bir insanın gerçek karakterini anlamak için yalnızca camideki hâline bakmak yeterli değildir.

Onunla alışveriş yaptığınızda dürüst mü?

Kendisine emanet edilen şeye sahip çıkıyor mu?

Verdiği sözün arkasında duruyor mu?

Güçsüz karşısında adil, güçlü karşısında cesur olabiliyor mu?

Kimsenin görmediği yerde de hakkaniyetli davranıyor mu?

Çünkü insanın gerçek ahlakı, ibadet sırasında değil, hayatın içinde ortaya çıkar.

Kur’an’ın Maun Suresi’nde de ibadeti gösterişe dönüştüren ve toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeyen anlayış eleştirilir. Demek ki mesele yalnızca namazın şekli değil, namazın insan üzerinde bıraktığı ahlaki etkidir.

Bugün en büyük yanılgılarımızdan biri, dini görünüşle özdeşleştirmektir.

Sakal,

cübbe,

başörtüsü,

namaz

oruç

Kişinin inancına dair göstergeler olabilir;

Ancak bunların hiçbiri tek başına ahlakın garantisi değildir.

Dindarlık, yalnızca alnın secdeye değmesi değil; elin başkasının hakkına uzanmamasıdır.

Yalnızca dilin dua etmesi değil; dilin yalandan, iftiradan ve kötü sözden uzak durmasıdır.

Bu nedenle bir insanı değerlendirirken “Ne kadar ibadet ediyor?” sorusunun yanında, hatta belki ondan önce, “Bu ibadet onu nasıl bir insan yapıyor?” sorusunu sormalıyız.

Çünkü dinin şekli görünür; fakat ruhu, insanın davranışlarında ortaya çıkar.