Geçenlerde karşıma bir Çin atasözü çıktı:

“Kral iyi ise kanuna gerek yoktur. Kral kötü ise kanunun yapacağı bir şey yoktur.”

İlk okuyunca insanın hoşuna gidiyor.

Hatta “Ne güzel söylemiş adamlar” diyorsunuz.

Sonra bir dakika…

Benim kafama bir şey takıldı.

İyi kralın da kanuna ihtiyacı yok mu gerçekten?

Bugün iyi olanın yarın da iyi kalacağının garantisini kim veriyor?

Daha önemlisi, o iyi kral gittikten sonra yerine kimin geleceğini kim biliyor?

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Biz toplum olarak insanlara güvenmeyi seviyoruz.
“İyi adamdır.”
“Yapmaz öyle şey.”
“Vicdanlıdır.”
“Bizi mağdur etmez.”
“Onun parayla pulla işi olmaz.”

İyi de güzel kardeşim…

Devlet dediğin şey “iyi adam bulma kurumu” değildir ki.

Hukuk da insanların iyi niyetine bırakılacak bir mesele değildir.

Çünkü güç dediğiniz şey garip bir şeydir.

İnsanın cebine biraz para koyun, değişebilir.
Altına güzel bir araba verin, biraz daha değişebilir.
Kapısında insanlar beklemeye başlasın, yürüyüşü bile değişebilir.

Bir de eline yetki verin…

İşte o zaman karakterin gerçek sınavı başlar.

Dün sizinle aynı masada çay içen adam, bugün telefonunuza çıkmayabilir.

Dün “Ben halktan biriyim” diyen, yarın halkı kapısında bekletebilir.

Dün haksızlığa kızan insan, yetki kendi eline geçtiğinde aynı haksızlığa başka bir isim bulabilir.

Ne der?

“Şartlar öyle gerektirdi.”

Ne güzel cümledir şu “şartlar öyle gerektirdi.”

İnsan vicdanını susturmak istedi mi, Türkçede bahanesi çok.

Onun için mesele iyi insan bulmak değil.

İyi insanın bile yanlış yapmasını zorlaştıracak bir düzen kurabilmek.

Kanun bunun için vardır.

Denetim bunun için vardır.

Şeffaflık bunun için vardır.

Hesap vermek bunun için vardır.

Yoksa bütün sistemi bir insanın vicdanına teslim edersek, devlet yönetmiyoruz demektir.

Karakter piyangosu oynuyoruz.

“İnşallah iyi biri gelir.”

Olmaz.

Bir belediyede de olmaz.
Bir şirkette de olmaz.

Bir Cemaatte olmaz
Bir dernekte de olmaz.
Bir ülkede hiç olmaz.

Hatta evin içinde bile olmaz.

Bir kişinin söylediği her şey doğru, yaptığı her şey sorgulanamaz hâle gelmişse orada sorun vardır.

Çünkü insan insandır.

Makam insanı melek yapmaz.

Hatta bazen tam tersine, insanın içinde ne varsa ortaya çıkarır.

Asıl tehlike de burada.

Kötü insanın kötülüğünü çoğu zaman görürsünüz.

Ama iyi olduğuna çok inandığınız insanı denetlemek aklınıza gelmez.

“Yahu ona da mı güvenmeyeceğiz?”

Mesele güvenmek değil ki.

Mesele kurumları güven üzerine değil, kural üzerine kurmak.

Ben bakkalıma güvenirim.

Komşuma güvenirim.

Arkadaşıma güvenirim.

Ama devletin kasasını birisine teslim ediyorsam, “Ben bu adama güveniyorum” demek yetmez.

Çünkü o para benim değil.

Hepimizin.

O yetki onun değil.

Hepimizin.

O makam da babasından kalmadı.

Bir süreliğine emanet edildi.

İşte bizim zaman zaman karıştırdığımız kelime bu:

Emanet.

Makam sahibi olmak başka şeydir, makamın sahibi olduğunu sanmak başka.

Kanun da tam burada kapıyı çalar:

“Bir dakika arkadaş. Orası senin değil.”

Belki hukuk dediğimiz şeyin en sade tarifi budur.

Birilerine sürekli olarak:

“Bir dakika arkadaş…”

diyebilecek bir düzen.

Sen çok sevilsen de bir dakika.

Sen çok başarılı olsan da bir dakika.

Sen seçim kazanmış olsan da bir dakika.

Sen zengin olsan da bir dakika.

Sen güçlü olsan da bir dakika.

Çünkü kanun güçsüzün önüne duvar örmek için değil, güçlünün önüne sınır çizmek için anlamlıdır.

Şimdi dönelim o Çin atasözüne.

“Kral iyi ise kanuna gerek yoktur.”

Ben buna katılmıyorum.

Tam tersine…

İyi kralın da kanuna ihtiyacı vardır.

Kendisini korumak için değil.

Halkı, kendisinden bile korumak için.

Çünkü bugün kendisi iyi olabilir.

Ama yarın yorulabilir.

Öfkelenebilir.

Yanılabilir.

Etrafını yanlış insanlar sarabilir.

Gücün tadına alışabilir.

Ve günün birinde saray aynasına bakıp kendisini vazgeçilmez sanabilir.

İnsanlık tarihi biraz da kendisini vazgeçilmez zanneden insanların hikâyesi değil midir zaten?

Onun için ben iyi kral aramıyorum.

İyi sistem arıyorum.

Öyle bir sistem olsun ki başına iyi biri geldiğinde memleket rahat etsin, kötü biri geldiğinde ise memleket onun insafına kalmasın.

Çünkü gerçek adalet, yöneticinin merhametine bağlı olmamalı.

Hak dediğiniz şey lütuf değildir.

Adalet de birilerinin bize yaptığı iyilik değildir.

Bugün hakkınızı iyi bir insan veriyorsa sevinirsiniz.

Ama yarın kötü biri vermediğinde ne yapacaksınız?

İşte o gün dönüp kanunu ararsınız.

Bu yüzden mesele kralın iyi veya kötü olması değil.

Mesele, kral kötü olduğunda bile kanunun hâlâ ayakta olup olmadığıdır.

Ben Çinlilerin atasözüne saygısızlık etmeyeyim ama sonuna küçük bir Nevin cümlesi ekleyeyim:

İyi insanlara güvenelim.
Ama memleketi insanların iyiliğine emanet etmeyelim.

Çünkü adalet, iyi kral aramak değildir.

Kötü kral geldiğinde bile ayakta kalacak bir düzen kurabilmektir.