Bizim zamanımızda çocuk olmak başkaydı…
Bir oyuncağın yoksa, taşlardan kale kurardın. Bir topun yoksa, kâğıttan top yapardın. Televizyonun kumandası yoktu belki ama mahallenin bütün çocuklarını bir ıslıkla sokağa çağırırdın.
Şimdi ise çocuklar dünyaya gözlerini açar açmaz sanki hayatın “Z Pro Plus” sürümünü kullanmaya başlıyorlar.
Daha konuşmayı öğrenmeden dokunmatik ekranı keşfediyorlar. Daha yürümeyi öğrenmeden internet bağlantısını arıyorlar. Oyuncak arabayı ellerine verdiklerinde arabayı sürmekten önce kamerasını açıp video çekmeye çalışıyorlar.
Biz çocukken annemiz:
“Git biraz dışarıda oyna.”
derdi.
Şimdiki çocuklara ise:
“Biraz telefonu bırak da dışarı çık.”
demek gerekiyor.
Ama mesele sadece teknoloji değil.
Asıl değişen, çocukların dünyaya bakışı…
Bizim kuşağımız yokluğu görerek büyüdü. Bir şey istediğimizde hemen alınmazdı. Beklemeyi, sabretmeyi, kıymet bilmeyi öğrenirdik.
Şimdiki çocukların bir kısmı ise istediği şeyin gerçekleşmesini beklemeyi değil, hemen gerçekleşmesini istiyor.
Çünkü teknoloji onlara “bekleme” demiyor.
Bir tuşa basıyorlar, cevap geliyor.
Bir ekrana dokunuyorlar, görüntü geliyor.
Bir şey merak ediyorlar, arama motoru karşılarına cevabı çıkarıyor.
Bir şey beğenmiyorlar, değiştiriyorlar.
Bir oyun sıkıyor, başka oyuna geçiyorlar.
Bir video ilgilerini çekmiyor, kaydırıyorlar.
Belki de bu yüzden hayatın en zor tarafını anlamakta zorlanıyorlar:
Hayat, ekrana dokununca değişmiyor.
Gerçek hayatta bazı yaralar zaman istiyor.
Bazı başarılar yıllar istiyor.
Bazı dostluklar emek istiyor.
Bazı insanlar özür bekliyor.
Bazı hayaller sabır istiyor.
Ve bazı kayıpların telafisi hiç olmuyor.
İşte Z kuşağının Z Pro veya Z Pro Plus çocuklarına anlatmamız gereken asıl mesele burada başlıyor.
Onlara teknolojiyi düşman etmek değil, teknolojinin efendisi olmayı öğretmek gerekiyor.
Çünkü teknoloji kötü değil.
Telefon kötü değil.
İnternet kötü değil.
Yapay zekâ kötü değil.
Ama insanın elindeki teknoloji, insanın hayatının merkezine oturursa; işte o zaman insan teknolojiyi kullanmaktan çıkıp teknolojinin kullandığı birine dönüşebilir.
Çocuklarımıza daha büyük telefonlar, daha pahalı bilgisayarlar, daha hızlı internetler vermeden önce biraz daha önemli şeyler vermeliyiz:
Vicdan…
Merhamet…
Saygı…
Sabır…
Sorumluluk…
Emek…
Ve en önemlisi, insan kalabilme yeteneği…
Çünkü dünyanın en gelişmiş telefonu bile, içinde merhamet olmayan bir insanı iyi bir insan yapmaz.
En hızlı internet bile, gönlünde sevgi olmayan bir insanı sevdiremez.
En gelişmiş yapay zekâ bile, insana anne sevgisinin, baba şefkatinin, dostluğun ve gerçek bir sarılmanın yerini tutamaz.
Z Pro çocukları çok şey biliyor olabilir.
Ama biz onlara bir de insan olmanın bilgisini öğretmeliyiz.
Çünkü bilgi Google'da bulunabilir.
Ama karakter hazır indirilmez.
Saygı uygulama olarak yüklenmez.
Vicdan güncellenmez.
Merhametin yeni sürümü çıkmaz.
Sevginin internet bağlantısına ihtiyacı yoktur.
Ve insan olmak hâlâ bütün teknolojilerden daha büyük bir meseledir.
Belki bizim çocuklarımız bizden daha hızlı düşünüyor.
Belki bizden daha hızlı bilgiye ulaşıyorlar.
Belki dünyanın öbür ucundaki insanla saniyeler içinde iletişim kurabiliyorlar.
Ama biz onlara bir şeyi hatırlatmalıyız:
“Evladım, hayat sadece hızlı olmak değildir. Bazen durmayı da bilmek gerekir.”
Bir çocuğun gözlerinin içine bakıp konuşmak…
Bir büyüğün elini öpmek…
Bir arkadaşının derdini dinlemek…
Bir hayvanın başını okşamak…
Bir ihtiyaç sahibine el uzatmak…
Bir yanlıştan dolayı özür dilemek…
Bir başarı için yıllarca emek vermek…
Bunların hiçbirinin “uygulaması” yok.
Bunlar insanlığın kendisi.
İşte bu yüzden Z kuşağının Z Pro veya Z Pro Plus çocuklarını yetiştirirken onlara yalnızca çağın çocukları olmayı değil, çağın içinde insan kalmayı öğretmeliyiz.
Çünkü teknoloji sürekli gelişecek.
Telefonlar değişecek.
Bilgisayarlar hızlanacak.
Yapay zekâ daha da güçlenecek.
Ama değişmemesi gereken tek şey var:
İnsanın kalbi.
Çocuklarımız geleceğin dünyasını kuracaklar.
Dilerim ellerinde en son model telefonlar, ceplerinde en güçlü teknolojiler, önlerinde sınırsız imkânlar olur…
Ama bütün bunlardan önce;
gönüllerinde insanlık,
dillerinde güzel söz,
ellerinde iyilik,
yüreklerinde merhamet
olsun.
Çünkü bizim çocuklarımızın en büyük “Pro Plus” özelliği, kullandıkları teknoloji değil;
insan kalabilmeleri olacaktır.