Davaya Adanmış Bir Ömür, Kaleme Adanmış Kırk Yıl...

Bazı insanlar vardır, yaşadıkları döneme tanıklık ederler.

Bazıları vardır, yaşadıkları dönemin tarihini yazarlar.

Bazıları da vardır ki hem tarihe tanıklık eder hem de inandıkları değerleri gelecek nesillere taşıyabilmek için bir ömür mücadele ederler.

İşte kıymetli büyüğümüz, gazeteci, yazar ve fikir insanı Yüksel Ercan, benim gözümde bu üçüncü gruptaki insanlardan biridir.

Onun hayatını yalnızca gazetecilikle, yazarlıkla veya köşe yazılarıyla anlatmak mümkün değildir.

Çünkü Yüksel Ercan'ın hikâyesi, her şeyden önce bir inancın, bir fikrin, bir davanın ve o davaya adanmış bir ömrün hikâyesidir.

Türk fikir ve kültür tarihine baktığımızda, milletimizin varlığını korumak, dilini yaşatmak, kültürünü geliştirmek ve gelecek nesillere aktarmak için mücadele eden büyük isimlerle karşılaşırız.

Namık Kemal, kalemiyle hürriyet ve vatan sevgisini milletin gönlüne işlemiştir.

İsmail Gaspıralı, “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışıyla Türk dünyasının ortak kültür ve eğitim idealine öncülük etmiş, açtığı usûl-i cedid okullarıyla eğitimin yaygınlaşmasına hizmet etmiştir.

Tercüman gazetesiyle Türk dünyasının birbirini anlamasına ve ortak bir kültür bilinci oluşturmasına katkı sağlamıştır.

Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset eseriyle Türkçülük düşüncesinin fikrî temellerini tartışmaya açmış;

Ziya Gökalp ise Türk milletinin kültürel kimliğini, millî bilincini ve düşünce dünyasını eserleriyle şekillendirmiştir.

Bu büyük isimlerin ortak bir özelliği vardı: Onlar için kalem, yalnızca yazı yazmanın değil, millete hizmet etmenin de bir aracıydı.

Gazete yalnızca haber vermek için, kitap yalnızca okunmak için değildi.

Her satır, geleceğe bırakılan bir miras; her eser, milletin hafızasına kazınan bir izdi.

İşte Yüksel Ercan'ı değerlendirirken bu tarihî anlayışı da hatırlamak gerekir.

Elbette her dönemin şartları ve mücadele yöntemleri farklıdır.

Ancak dili koruma, kültürü yaşatma, millî hafızayı güçlendirme ve düşünceyi gelecek nesillere aktarma gayesi dün olduğu gibi bugün de önemini korumaktadır.

Yüksel Ercan'ın kırk yılı aşan gazetecilik yolculuğunu anlamlı kılan da kalemiyle sürdürdüğü bu kültürel ve fikrî çabadır.

Dile kolay, kırk yıl! Kırk yıl boyunca yazmak, düşünmek, araştırmak, yaşananlara tanıklık etmek, gerektiğinde eleştirmek, gerektiğinde uyarmak ve bütün bunları kaleminden vazgeçmeden sürdürmek...

Gazetecilik bazen toplumun hafızası olmak, bazen unutulanları hatırlatmak, bazen de herkesin sustuğu yerde düşüncelerini ifade edebilmektir.

Yüksel Ercan, kırk yılı aşan gazetecilik hayatının son beş yılında kitaplarıyla da okuyucuların karşısına çıkıyor.

Gazete sayfalarında dile getirdiği düşüncelerini artık kitapların kalıcı dünyasına taşıyor.

Çünkü gazete bugünün tanığı, kitap yarının hafızasıdır. Gazete sayfaları günü anlatır, kitaplar ise nesillerle konuşur.

Bir gazetecinin kırk yıllık birikimini kitaplara dönüştürmesi, yalnızca kendi hayatına değil, milletinin yazılı kültürüne de bırakılmış kıymetli bir mirastır.

Yüksel Ercan'ın en çok takdir ettiğim yönlerinden biri de inandığı değerlere bağlılığıdır.

Herkes bir fikre sahip olabilir, herkes güzel sözler söyleyebilir.

Ancak önemli olan, savunduğu değerlerin arkasında yıllarca durabilmek, şartlar değişse de inandığı ilkelerden vazgeçmemektir.

Bir davaya inanmak başka, o davanın yükünü bir ömür omuzlamak başkadır.

Anayurt Yayınları olarak biz de kitabı yalnızca basılan ve satılan bir ürün değil; dilin, tarihin, düşüncenin ve kültürün gelecek nesillere taşınmasını sağlayan bir emanet olarak görüyoruz.

Yüksel Ercan gibi ömrünü yazmaya, düşünmeye ve inandığı değerlere adamış kıymetli bir büyüğümüzün eserlerini yayımlamak, bizim için hem bir dostluk hem de kültürel sorumluluktur.

Sevgili Yüksel Ercan, Namık Kemal'den Gaspıralı'ya, Akçura'dan Gökalp'e uzanan fikir ve kültür mücadelesinin bize öğrettiği en önemli gerçek şudur:

Kalem susmadıkça fikir yaşar, kitap yaşadıkça kültür yaşar, kültür yaşadıkça milletin hafızası yaşamaya devam eder.