Son zamanlarda çevremde en sık duyduğum cümlelerden biri şu: “Aslında her şey yolunda ama ben çok yoruldum.” Bazen bu yorgunluğun nedenini bulmak da kolay olmuyor.
İşimize gidiyoruz, günlük sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz, insanlarla görüşüyoruz, hatta dışarıdan bakıldığında hayatımıza gayet normal devam ediyoruz.

Ama günün sonunda içimizde tarif etmekte zorlandığımız bir ağırlık kalıyor.
Psikolojik yorgunluk tam da böyle bir şey olabiliyor. Her zaman büyük bir krizle ya da hayatımızı tamamen durduran bir durumla karşımıza çıkmıyor. Bazen yavaş yavaş birikiyor.

Sürekli bir yerlere yetişmek, herkese cevap vermek, sorumlulukları aksatmamak, gelecek hakkında düşünmek derken zihnimizin de bir kapasitesi olduğunu unutabiliyoruz.


Bir de artık gerçekten dinlenmek eskisinden daha zor.

Eve gelip koltuğa oturuyoruz ama elimizde telefon var. Bir yandan mesajlara bakıyor, bir yandan sosyal medyada başkalarının hayatlarını izliyor, diğer yandan yarın yapacaklarımızı düşünüyoruz.

Bedenimiz durmuş gibi görünse de zihnimiz çalışmaya devam ediyor. Sonra da “Bu kadar uyudum, neden hâlâ yorgunum?” diye düşünüyoruz.
Tükenmişlik denildiğinde çoğu kişinin aklına yoğun çalışma temposu geliyor. Oysa insan yalnızca işinden yorulmaz. Sürekli güçlü olmaya çalışmaktan, ilişkilerde hep anlayan taraf olmaktan, ekonomik kaygılardan, gelecek belirsizliğinden ve bazen de kendi kendine yüklediği beklentilerden yorulabilir.

Özellikle her şeyi tek başına halletmeye alışmış kişiler için bu yükü fark etmek daha da zor olabilir.


Burada kişinin kendisindeki küçük değişimleri önemsemesi gerekiyor.

Son zamanlarda daha çabuk sinirleniyor muyum? İnsanlarla görüşmek eskisinden daha mı yorucu geliyor?

Sevdiğim şeylerden aynı keyfi alamıyor muyum?

Dikkatimi toplamakta zorlanıyor muyum? Sabahları güne başlamak giderek daha mı güç geliyor?

Bunların her biri tek başına bir psikolojik rahatsızlığın göstergesi değildir.

Ancak uzun süredir devam ediyorsa ve günlük yaşamı etkilemeye başladıysa üzerinde durmak gerekir.


Bazen kendimize iyi gelmek için hayatımızda büyük değişiklikler yapmamız gerektiğini düşünüyoruz.

Oysa başlangıç çok daha küçük olabilir. Her davete yetişmemek, her mesaja hemen cevap vermemek, gerektiğinde hayır diyebilmek, yardım istemek ve hiçbir şey yapmadan geçirilen zamanı “boşa geçmiş” olarak görmemek bile önemli olabilir.
Çünkü insanın her zaman daha güçlü olmaya ihtiyacı yoktur. Bazen yalnızca kendi sınırlarını fark etmeye ihtiyacı vardır.
Belki de günün sonunda kendimize sormamız gereken soru şudur:
Herkese ve her şeye yetişmeye çalışırken, en son ne zaman kendimize yetiştik?