Hayatı görmek başka, hayatın içindeki güzellikleri fark etmek başkadır.
İnsan, çoğu zaman hayatın içinde koşarken hayatı yaşamayı unutur. Bir yerlere yetişmeye çalışır, bir şeylere sahip olmak ister, daha fazlasını elde etmek için çabalar. Günler birbirini kovalar, mevsimler değişir, insanlar gelip geçer. Biz ise bütün bu telaşın içinde yanı başımızda duran güzellikleri görmeden yaşlanırız. Oysa hayat, yalnızca ulaştığımız hedeflerden ibaret değildir; yürüdüğümüz yolun üzerinde fark edebildiğimiz güzelliklerin toplamıdır.
Farkındalık, gözlerimizin gördüğünü kalbimizin de hissedebilmesidir.
Sabah penceremizden içeri süzülen güneş ışığını fark edebiliyor muyuz? Bir çocuğun içten gülüşünde saklı olan mutluluğu, yaşlı bir insanın gözlerindeki hayat hikâyesini okuyabiliyor muyuz? Bir dostun sessizliğinin ardındaki hüznü, annemizin ya da babamızın sesindeki yorgunluğu anlayabiliyor muyuz? İşte farkındalık, bütün bunları görebilmek ve sıradan sandığımız anların aslında ne kadar kıymetli olduğunu anlayabilmektir.
Bazen bir selam, insanın bütün gününü güzelleştirir. Bazen içten söylenmiş bir teşekkür, kırılmış bir gönlü onarır. Bazen de hiçbir şey söylemeden bir insanın yanında durmak, ona verilebilecek en büyük destektir. Ne var ki biz, çoğu zaman büyük mutlulukların peşinde koşarken küçük iyiliklerin dünyayı güzelleştirdiğini unuturuz.
Farkındalık, yalnızca çevremizde olup bitenleri görmek de değildir. Biraz da kendimize dönmektir. Neden öfkelendiğimizi, neye üzüldüğümüzü, hangi sözlerin bizi incittiğini ve hangi davranışlarımızla başkalarının kalbini kırdığımızı anlayabilmektir. İnsan, kendisini tanımadan başkalarını anlamakta zorlanır. Kendi eksiklerini görmeyen, başkalarının kusurlarını büyütür. Kendi hatalarıyla yüzleşemeyen, başkalarının yanlışlarını dillerine dolamaktan çekinmez.
Oysa olgunluk, herkesi yargılamak değil, anlamaya çalışmaktır. Çünkü her insanın içinde kimseye anlatamadığı bir hikâye, yüzüne yansıtamadığı bir acı, geceleri kendisiyle baş başa kaldığında büyüyen bir derdi vardır. Gülümseyen herkes mutlu, susan herkes huzurlu değildir. Bazen en çok gülenlerin içinde en büyük fırtınalar kopar. Farkındalık, insanın yüzüne değil, yüreğine bakabilmektir.
Bir de zamanın farkında olmak var…
Bugün yanımızda olanların yarın yanımızda olmayabileceğini, ertelediğimiz bir sözün söylenemeden kalabileceğini, ihmal ettiğimiz bir gönlün bir gün bize kapanabileceğini bilmek gerekir. Hayat, bize her zaman ikinci bir fırsat sunmaz. Bu yüzden sevdiklerimizi sevmeyi ertelememeli, gönül almayı gururumuza yedirememek gibi bir yanlışa düşmemeli, özür dilemekten ve teşekkür etmekten kaçınmamalıyız.
Çünkü insanın elinde sonsuz bir zaman yoktur. Bir gün geriye dönüp baktığımızda, keşke daha çok çalışsaydım dediğimiz anlardan ziyade, keşke daha çok sevseydim, daha çok dinleseydim, daha çok sarılsaydım diyeceğimiz anlar olabilir.
Toplumsal hayatımızda da farkındalığa ihtiyacımız var. Bir ağacı keserken gölgesini, bir suyu kirletirken yaşamın kaynağını, bir insanı incitirken onun da bir kalbi olduğunu düşünmeliyiz. Farkındalık, yalnızca kendi hayatımızı değil, başkalarının hayatını da önemsemektir. Bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu binaların yüksekliğiyle değil, insanların birbirlerine gösterdiği saygı ve merhametle ölçülür.
Unutmayalım ki dünyayı değiştirmek için her zaman büyük işler yapmak gerekmez. Bazen bir insanın derdini dinlemek, bazen bir haksızlığa sessiz kalmamak, bazen de kimsenin görmediği bir iyiliği karşılık beklemeden yapmak yeterlidir. Küçük gibi görünen bu davranışlar, insanlığın vicdanını ayakta tutan görünmez sütunlardır.
Belki de artık biraz yavaşlamanın zamanıdır. Hayatın gürültüsünü azaltıp kendi iç sesimizi dinlemenin, çevremizdeki insanlara daha dikkatli bakmanın, sahip olduklarımızın kıymetini anlamanın zamanıdır. Her şeye yetişmeye çalışırken kendimizi, herkesi memnun etmeye çalışırken kendi vicdanımızı, geleceği düşünürken bugünün güzelliklerini kaybetmeyelim.
Çünkü farkındalık, hayatın bize sunduğu mucizeleri yeniden keşfetmektir. Bir nefesin, bir dostluğun, bir sevginin, bir umudun değerini bilmektir. Her şeye sahip olmak değil, sahip olduklarımızın kıymetini anlayabilmektir.
Sonuçta mesele, dünyada ne kadar yaşadığımız değil, yaşadığımız hayatın ne kadar farkında olduğumuzdur.
Gözlerimizi açalım; ama yalnızca görmek için değil, anlamak için de açalım. Kulaklarımızı açalım; ama yalnızca duymak için değil, dinlemek için de açalım. Kalbimizi açalım; çünkü insanı insan yapan, yalnızca aklıyla düşünmesi değil, yüreğiyle hissedebilmesidir.
Belki o zaman anlayacağız: Aradığımız mutluluk, uzaklarda ulaşmayı beklediğimiz bir yerde değil; çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiğimiz küçük güzelliklerin içindedir.
Hayatı değiştirmek bazen dünyayı değiştirmekle değil, dünyaya bakışımızı değiştirmekle başlar.