Hayat memat meselesi…
Bazen iki kelimeye sığdırırız koca bir ömrü. Bir kararın ucunda hayatımız, bir suskunluğun ardında geleceğimiz, bir adımın gerisinde ise bütün hayallerimiz durur. İşte o zaman anlarız ki bazı meseleler vardır, ne ertelenmeye gelir ne de görmezden gelinmeye… Çünkü insanın hayatında öyle anlar vardır ki vereceği bir karar, yalnızca bugününü değil, yarınlarını da değiştirir.
Peki, nedir hayat memat meselesi?
Bir insanın ekmeğini kazanma mücadelesi midir? Bir annenin evladının yolunu gözlemesi mi? Bir babanın kimseye belli etmeden omuzladığı yük mü? Yoksa geceleri başını yastığa koyduğunda kendi vicdanıyla hesaplaşan bir insanın içindeki sessiz feryat mı?
Belki de hepsidir…
Çünkü herkesin hayatında kendine göre bir hayat memat meselesi vardır. Kiminin derdi bir lokma ekmek, kiminin mücadelesi bir avuç huzur, kiminin bekleyişi bir çift güzel sözdür. Bir başkasının önemsiz gördüğü şey, bir başkasının dünyasını ayakta tutan son umudu olabilir. Bu yüzden kimsenin derdini küçümsememek, kimsenin mücadelesini hafife almamak gerekir. Zira insan, başkasının yüreğinde kopan fırtınayı kendi penceresinden bakarak anlayamaz.
Ne var ki biz, hayatın en ciddi meselelerini bile zaman zaman sıradanlaştırıyoruz. Bir gönlü kırarken düşünmüyoruz, bir umudu söndürürken tereddüt etmiyoruz, bir insanın hayatından çıkarken ardımızda neler bıraktığımızı hesap etmiyoruz. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz.
Oysa bazı sözler vardır, insanın içinde bir ömür yankılanır. Bazı davranışlar vardır, yıllarca kapanmayan yaralar açar. Bazı ayrılıklar vardır, insanın yalnızca hayatından birini değil, kendinden bir parçayı da götürür. Ve bazı pişmanlıklar vardır ki insan, ne kadar zaman geçerse geçsin, dönüp dolaşıp aynı yerde bulur kendini.
İşte asıl hayat memat meselesi, belki de tam burada başlar: İnsan olabilmekte…
Haksızlık karşısında susmamak, güçsüzün elinden tutmak, bir insanın onurunu kendi çıkarımıza kurban etmemek, sevdiğimiz insanların kıymetini onlar yanımızdayken bilmek… Bunlar basit ayrıntılar değildir. Bunlar, insanlığımızın sınandığı anlardır.
Çünkü hayat, yalnızca nefes alıp vermekten ibaret değildir. Hayat; birinin yüreğine dokunabilmek, bir yaraya merhem olabilmek, bir insanın karanlığına küçücük de olsa ışık taşıyabilmektir. İnsan bazen bir ömür yaşar da kimsenin hayatına anlam katamaz. Bazen de tek bir güzel sözüyle bir insanın yeniden ayağa kalkmasına vesile olur.
Öyleyse söyleyin bana, hangisi daha büyük bir mesele?
Biriktirdiğimiz servet mi, ardımızda bıraktığımız iyilik mi? Kazandığımız makam mı, kaybettiğimiz vicdan mı? Herkese kendimizi beğendirmek mi, yoksa aynaya baktığımızda kendimizden utanmamak mı?
İnsan, bu soruların cevabını hayatın en sessiz anlarında bulur. Kalabalıklar dağıldığında, alkışlar sustuğunda, çıkar ilişkileri sona erdiğinde ve herkes kendi yoluna gittiğinde geriye yalnızca insanın kendisi kalır. İşte o zaman anlaşılır; kimin ne kadar zengin olduğu değil, ne kadar insan kalabildiği önemlidir.
Bir de zaman meselesi var…
Biz çoğu şeyi yarına bırakıyoruz. Sevgimizi söylemeyi, özür dilemeyi, helalleşmeyi, gönül almayı, hayallerimizin peşinden gitmeyi… Sanki yarın elimizdeymiş gibi yaşıyoruz. Oysa hayat, kimseye sonsuz bir zamanın garantisini vermiyor. Bugün yanımızda olanın yarın nerede olacağını, bugün söyleyebildiğimiz bir sözü yarın söyleme fırsatı bulup bulamayacağımızı bilmiyoruz.
Bu yüzden bazı şeyler beklemeye gelmez.
Bir insanın canı yanıyorsa elini uzatmak, bir gönül incinmişse gönlünü almak, bir haksızlık yaşanıyorsa adaletin yanında durmak gerekir. Çünkü kimi zaman küçücük bir ihmal, büyük bir kayba dönüşür. Kimi zaman zamanında atılmayan bir adım, ömür boyu taşınacak bir pişmanlığın kapısını aralar.
Hayat memat meselesi dediğimiz şey, işte böyle anlarda karşımıza çıkar.
Bir karar veririz ve bir yol ayrımına geliriz. Ya çıkarımızı vicdanımızın önüne koyarız ya da bedeli ne olursa olsun doğru bildiğimizden vazgeçmeyiz. Ya korkularımıza teslim oluruz ya da bütün endişelerimize rağmen bir adım atarız. Ya başkalarının hayatını kolaylaştıran bir insan oluruz ya da kendi rahatımız uğruna başkalarının yükünü ağırlaştırırız.
Unutmayalım ki her seçimin bir bedeli, her davranışın bir karşılığı, her hayatın da bir hikâyesi vardır.
Belki dünyayı değiştiremeyiz. Her acıyı dindiremeyiz, her haksızlığı ortadan kaldıramayız, herkesi mutlu edemeyiz. Ama hiç değilse kendi payımıza düşen iyiliği yapabiliriz. Bir insanın umudunu kırmamak, bir çocuğun gözyaşını silmek, bir yaşlının hatırını sormak, bir dostun sessizliğini fark etmek… Küçük gibi görünen bu davranışlar, aslında hayatın en büyük meseleleridir.
Çünkü bazen bir insanın hayata tutunması, başka bir insanın onu gerçekten görmesine bağlıdır.
Ve nihayetinde hepimiz aynı gerçeğin karşısında duracağız: Ömür geçecek, günler tükenecek, yıllar birer hatıraya dönüşecek. Sahip olduğumuzu sandığımız pek çok şey elimizden çıkacak. Geriye ise yaşadıklarımızdan çok, nasıl yaşadığımız; söylediklerimizden çok, insanlarda bıraktığımız izler kalacak.
Öyleyse hayatı hafife almayalım ama hayatın kendisini de gereksiz yere ağırlaştırmayalım. Her tartışmayı ölüm kalım meselesine çevirmeyelim; fakat gerçekten önemli olan meselelerde de sessiz kalmayalım. Gururumuz uğruna sevgimizi, çıkarımız uğruna vicdanımızı, öfkemiz uğruna insanlığımızı kaybetmeyelim.
Zira insanın en büyük zaferi, herkesi yenmesi değil, kendini kaybetmeden yoluna devam edebilmesidir.
Hayat memat meselesi…
Bazen bir insanın yaşama tutunmasıdır, bazen bir annenin gözyaşı, bazen bir çocuğun geleceği, bazen de insanın kendi vicdanına vereceği cevaptır.
Ve belki de bütün mesele şudur:
Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğimizde, arkamızdan kaç kişinin ağladığı değil; kaç kişinin hayatına iyilik kattığımız önemlidir.
Çünkü hayat, bize verilen zamanın uzunluğuyla değil, o zamana sığdırabildiğimiz insanlıkla ölçülür.
Öyleyse yaşadığımız her günü bir emanet, karşımıza çıkan her insanı bir imtihan, verdiğimiz her kararı da yarınlarımızın bir parçası olarak görelim.
Ve hiçbir zaman unutmayalım:
Bazen bir insanın hayatı, bizim için küçücük bir mesele gibi görünen şeyin tam ortasında durur.
İşte o zaman mesele, gerçekten bir hayat memat meselesidir.