Kalabalıkların İçinde Yalnız Kalmayı Seçenler…
Bazı insanlar vardır; kalabalıkların içinde kaybolmak yerine kendi sessizliğine sığınır. Herkes bir yerlere yetişmeye, birileriyle konuşmaya, kendini anlatmaya çalışırken onlar bir köşede durup hayatı izler. Çok konuşmazlar, her ortama girmezler, herkese kendilerini açmazlar. Kimi zaman yanlış anlaşılır, kimi zaman kibirli olmakla suçlanırlar. Oysa kimse bilmez ki insanın sessizliği, bazen anlatacak hiçbir şeyinin olmamasından değil, anlatacak çok şeyinin olmasından kaynaklanır.
Asosyal insanları anlamak, dışarıdan bakıp hüküm vermek kadar kolay değildir. Çünkü herkesin kendi içinde taşıdığı bir hikâyesi, kimseye anlatamadığı bir kırgınlığı, insanlardan uzak durmasına neden olan görünmez bir duvarı vardır. Belki bir zamanlar çok güvenmiş, çok inanmış, çok değer vermişlerdir. Belki de en içten gülüşlerinin arkasında en derin hayal kırıklıklarını saklamışlardır. Ve bir gün anlamışlardır ki herkese kapısını açmak, herkesi hayatına almak demek değildir.
İnsan bazen yorulur. Aynı yüzlerden, aynı yapmacık sözlerden, çıkar üzerine kurulan ilişkilerden, samimiyetsiz dostluklardan yorulur. Herkesin birbirini dinliyormuş gibi yapıp aslında kendi sırasını beklediği sohbetlerden, yüzüne gülüp arkasından konuşan insanlardan bıkar. Sonra yavaş yavaş geri çekilir. Daha az konuşur, daha az görüşür, daha çok düşünür. Kalabalıkların gürültüsünden uzaklaştıkça kendi iç sesini daha iyi duymaya başlar.
İşte tam da bu noktada insanlar onu yanlış anlamaya başlar.
“Ne kadar soğuk biri!”
“Neden kimseyle görüşmüyor?”
“Kendini beğenmiş galiba!”
“Biraz insan içine çıksa ya!”
Kimse dönüp de şu soruyu sormaz: Acaba bu insan neden böyle oldu?
Oysa bir insanın yalnızlığı her zaman kendi tercihi değildir. Bazen yaşadıkları onu yalnızlığa iter, bazen korkuları insanlardan uzaklaştırır, bazen de anlaşılmamak, anlatmaktan daha yorucu hâle gelir. İnsan kendisini sürekli açıklamak zorunda kaldığı bir dünyada, bir süre sonra susmayı seçebilir. Çünkü bazı savaşlar vardır ki insan onları kimseye anlatamaz; yalnızca kendi içinde verir.
Ancak şunu da unutmamak gerekir: Her yalnız insan mutsuz olmadığı gibi, her kalabalık insan da mutlu değildir. Kimi insan enerjisini arkadaşlarından alır, kimi ise kendi başına kaldığında huzur bulur. Kimi saatlerce konuşarak rahatlar, kimi birkaç kelimeyle anlaşılmayı ister. İnsanların farklı oluşu bir eksiklik değil, hayatın doğal zenginliğidir.
Asosyal olmakla yalnızlığı sevmek de aynı şey değildir. Bazı insanlar gerçekten kendi başlarına kalmaktan hoşlanır. Bazılarıysa insanlarla iletişim kurmak ister ama çekingenlik, kaygı ya da geçmişte yaşadığı olumsuzluklar nedeniyle bunu başarmakta zorlanır. Birini anlamanın yolu, ona hemen bir etiket yapıştırmak değil, onu olduğu gibi tanımaya çalışmaktır.
Belki de en çok ihtiyaç duydukları şey, onları değiştirmeye çalışan insanlar değil, oldukları hâliyle kabul eden insanlardır. Her sessizliği bozmak zorunda değilsiniz. Her yalnızlığı kalabalıklarla dolduramazsınız. Bazen bir insanın yanında sessizce oturmak, ona saatlerce öğüt vermekten çok daha değerlidir. Bazen de “Nasılsın?” diye sormak değil, cevabını gerçekten dinlemek gerekir.
Çünkü insan, anlaşılmadığı yerde susar; yargılandığı yerde uzaklaşır; değersiz hissettirildiği yerde kendini geri çeker. Ama güven duyduğu bir kalpte yeniden konuşmayı, yeniden gülmeyi, yeniden inanmayı öğrenebilir.
Unutmayalım ki herkesin kapısı aynı şekilde açılmaz. Kimi insan kapısını ardına kadar açar, kimi yalnızca küçük bir aralık bırakır. Önemli olan, o kapıyı zorla açmak değil, içerideki insanın kendini güvende hissetmesini sağlamaktır.
Ve belki de asıl mesele, insanların neden asosyal olduğunu sorgulamak değil, onları bu kadar yalnız hissettiren bir dünyada bizim nasıl bir insan olduğumuzu düşünmektir.
Çünkü bazen insanlardan uzak duranlar, insanlığı sevmeyenler değil; insanlığın içinde aradığı samimiyeti bulamayanlardır.
Onları sessizlikleriyle yargılamayın. Belki de içlerinde, bir zamanlar herkese anlatmak istedikleri kocaman bir dünya vardır. Sadece o dünyaya girebilecek doğru insanı henüz bulamamışlardır.
Ve kim bilir…
Belki bir gün, hiç beklemedikleri bir anda, onları değiştirmeye çalışmayan, eksiklerini yüzlerine vurmayan, sessizliklerinden rahatsız olmayan biri çıkar karşılarına. İşte o zaman yıllardır kapalı duran kapı aralanır. Söylenmeyen kelimeler dile gelir, saklanan duygular gün yüzüne çıkar.
Çünkü insanın insana ihtiyacı vardır. Bunu kabul etmek için her gün kalabalıklar arasında dolaşmak gerekmez. Bazen bir tek gerçek dost, onlarca sahte kalabalıktan daha kıymetlidir.
Unutmayın: Bir insanın sessizliği, onun anlatacak bir hikâyesi olmadığı anlamına gelmez. Bazen en derin hikâyeler, en sessiz insanların yüreğinde saklıdır.