Bazen insan, en çok iyilik yaptığı yerde yaralanır.

İyilik, insanın kalbinden kopup gelen en güzel duygudur. Karşılık beklemeden uzatılan bir el, düşene verilen bir destek, karanlıkta kalmış bir yüreğe yakılan küçücük bir ışık… Bunların hepsi insan olmanın en kıymetli yanlarıdır. Ne var ki hayat, bazen insana öyle dersler verir ki insan, iyilik yaparken bile düşünmeye başlar: Acaba iyilik de bir gün kötülüğe dönüşebilir mi?

Evet, iyiliğin de bir kötülüğü vardır. Ama bu kötülük, iyiliğin kendisinde değil; kıymet bilmeyen insanların onu nasıl kullandığındadır.

Sen bir insanın yarasını sararsın, o gün gelir aynı yarayı yeniden kanatır. Düştüğünde elinden tutarsın, ayağa kalkınca seni görmezden gelir. En zor gününde yanında durursun, sen dara düştüğünde bir telefonunu bile esirger. Sen onun derdini kendi derdin bilirsin, o senin acını sıradan bir hikâye gibi dinler.

İşte o zaman insanın içinde sessiz bir kırgınlık büyür.

Çünkü insanı en çok düşmanının kötülüğü değil, dost bildiğinin vefasızlığı yaralar. Düşmanından kötülük bekler, kendini ona göre korursun. Ama iyilik yaptığın insandan kötülük görmek, insanın yalnızca kalbini değil, insanlara duyduğu güveni de incitir.

Bir zamanlar hiç düşünmeden yardım ettiğin insanlara artık elini uzatırken tereddüt edersin. Birinin derdini dinlerken kendi derdini hatırlarsın. Birine güvenmek istediğinde geçmişte yaşadığın hayal kırıklıkları gelir aklına. Ve farkında olmadan, bir zamanlar herkese koşan o güzel yüreğin yavaş yavaş kendini geri çekmeye başlar.

İşte iyiliğin en acı bedeli budur: Bir insanın nankörlüğü yüzünden, başka insanların da iyiliğe olan inancını kaybetmek.

Oysa bir kişinin kıymet bilmemesi, bütün insanların kıymetsiz olduğu anlamına gelmez. Bir insanın nankörlüğü, senin güzel kalbini çirkinleştirmemelidir. Çünkü iyilik, karşıdaki insanın karakterine göre değil, senin karakterine göre anlam kazanır.

Fakat burada ince bir çizgi vardır: İyi insan olmak başka, kendini kullandırmak başkadır.

Her kapıyı çalana evini açmak zorunda değilsin. Her derdini anlatana omuz vermek, her düşenin elinden tutmak, her çağıranın yardımına koşmak zorunda değilsin. Senin de yorulmaya, kırılmaya, dinlenmeye ve anlaşılmaya hakkın var.

Bazen en büyük iyilik, bir insana mesafe koymaktır. Çünkü bazı insanlar senin iyiliğini bir lütuf olarak değil, bir görev olarak görmeye başlar. Bir kez yardım edersin, teşekkür ederler. İkinci kez yardım edersin, alışırlar. Üçüncü kez yardım edersin, senden beklerler. Dördüncü kez yapamadığında ise bütün yaptıklarını unutup seni suçlarlar.

Ne garip değil mi? İnsan, yıllarca yaptığın iyilikleri bir günde unutur da bir gün yapamadığın iyiliği ömrünce hatırlar.

Böyle insanlara karşı kalbini taşlaştırma; ama sınırlarını da kaldırma. Çünkü merhametli olmak, kendinden vazgeçmek değildir. Affetmek, aynı acıyı yeniden yaşamaya razı olmak değildir. İyi olmak, herkesin hayatında kendini tüketmek değildir.

Bazen susmak gerekir. Bazen geri çekilmek… Bazen de hiçbir açıklama yapmadan kendi yoluna devam etmek.

Çünkü her insan, senin kalbinin temizliğini anlayamaz. Bazıları uzattığın eli tutar, bazıları o eli kendisine borç bilmeni ister. Bazıları iyiliğini hatırlar, bazıları ise iyiliğini kullanarak senden daha fazlasını bekler.

Sen yine iyi ol. Ama aklını da kalbinin yanına koy.

İnsanlara yardım et, ama kendini unutma. Sev, ama kendini sevilmeye muhtaç bir gölgeye dönüştürme. Güven, ama güvenini hak etmeyene hayatının anahtarını verme. Ve en önemlisi, birilerinin nankörlüğü yüzünden kendi güzelliğinden utanma.

Unutma ki iyilik yapmak bir erdemdir; iyiliğin kıymetini bilmek ise ayrı bir karakter meselesi…

Senin yaptığın iyilik, karşılığında gördüğün kötülükle değerini kaybetmez. Güneş, ışığını üzerine düşürdüğü çiçeğin dikenli olmasına bakmaz. Yağmur, düştüğü toprağın kendisine teşekkür edip etmediğini sormaz. İyi insan da iyiliğini yaparken insanlığını korur.

Ama insanlığını korumak uğruna kendini harcamak zorunda değildir.

Bırak, bazıları yaptığın iyilikleri unutsun. Bırak, bazıları seni yanlış anlasın. Bırak, bazıları senin sessizliğini güçsüzlük sansın. Sen kendini bil, niyetini bil, vicdanını bil.

Çünkü hayatın sonunda insanı huzurlu uyutan şey, herkesin kendisini sevmesi değil; kimsenin kötülüğüne benzemeden yaşayabilmiş olmasıdır.

İyiliğin kötülüğü, insanı iyilik yapmaktan vazgeçirdiğinde başlar. İyiliğin gerçek güzelliği ise bütün kırgınlıklarına rağmen kalbindeki insanlığı kaybetmemeyi başardığında ortaya çıkar.

Ve unutma: Herkese yetişmeye çalışırken kendine geç kalma. Çünkü sen de bir insansın; senin de bir kalbin, bir ömrün ve korunmayı bekleyen bir huzurun var.

İyilik ektim, nankörlük biçtim, Her kırık gönülde kendimden geçtim.
Herkese ışık oldum da ne için, Kendi karanlığımda sessizce hiçtim.