İçeride asrın fon vurgununun boyutları belli olmayıp vurgunun sarsıcılığı az olsun diye birçok düğmeye birden basılırken basılan düğmeler yetersiz görülmüş olacak ki iki devlet bir millet şiarı ile dünyada eşi benzeri olmayan bir kardeşlik sergilediğimiz Azerbaycan’ı düşmanlaştırma düğmesine de basıldı.
Bulunduğumuz coğrafya gereği risklerin ve saldırıların tam ortasındayken etrafımızda yakılan ve yakılması planlanan ateşler yüzünden kırk bin insanımızın katili bir iblis ile bile pazarlık yaptığını söyleyenlerin kardeş Azerbaycan’a başörtüsünü yasaklıyor diyerek öteki muamelesi yapması da anlaşılır gibi değil.
Bebek katili ile barışırken, ülkenin kaynaklarını hortumlayanları sadece WhatsApp guruplarından atmayla yetinecek kadar engin gönüllü ve bağışlayıcı olanların ülkesinde okullarda giyim konusundaki bir düzenlemeyi yapan Azerbaycan gibi bir kardeşi nasıl bu kadar kolay düşman ilan edebiliyorlar acaba?
Unuttunuz galiba kurtuluş savaşında kadınların boynundan kolyeleri, bileklerinden bilezikleri ve kulağından küpeleri çıkartıp bize gönderen ve borcumuz olsun dediğimizde ‘’GardaşGardaşa Borç Vermez ‘’ diyen, Asrın felaketi depremde biz daha imdat demeden yardım uçakları hava limanına birer, birer inen Azerbaycan ne çabuk düşman kuvvetler listesine yazılır oldu?
Bakın Siyasal İslam önce İslamiyet’i yozlaştırır ardından yozlaştırdığı İslamiyet’i kullanarak ayrılık noktaları yaratır ve bu noktalardan hareketle de ele geçirdiği iktidar sonrasında ülkeyi geri dönülmesi zor içinde büyük acıların ve çürümüşlüklerin olduğu bir yola sokar.
İşte bu yoldan dönmemek adına sürekli yaratılan suni düşmanlıklar üzerinden siyasetini geliştirip kitleleri konsolide ederken öte yandan içten içe ülkenin maddi ve manevi tüm birikimlerini millet görüntülerle ile meşgulken ana merkeze girer ve itina ile yok eder.
Örnek mi işte ülkemiz işte yaşadıklarımız ve çarşambadan gelişi olan yaşayacağımız perşembe günleri tamda bu yapının bize sunduğu acı gerçekler.
Neyle başladı her şey; başı kapalı olduğu için okullara alınmayan kızlılarımızın hakkını savunuyoruz ile başladı ardından bugün kapanmak bu ise keşke hiç kapanmasaydık düşüncelerini düşünmeye başladığımız bu süreç.
Nasıl başladı; anlı secdeye değen yöneticiler istedik oldu da seçtik onları ardından anlı secdeye değen mücahitler oldu mu size birer, birer müteahhit ve gelinen noktada eğitim, adalet, sağlık ve ekonomide açılan yaralar ile yaşayan bir yapı haline geldik.
Anlımızın secdeye değmesinde hiçbir sakınca yok ama alnımız secdeye giderken sırtımıza binip sırtımızın yere değmesine bizim itirazımız.
İşte bu ahvalde kardeşliği ve stratejik ortaklığı çok ama çok önemli olan bir devlet ile hatta kendi devletimiz saydığımız bir devletle maalesef ve üzülerek belirtmek isterim ki Siyasal İslam’ın bir argümanı haline gelen bir konu üzerinden düşmanlaşmak ancak düşmanlarımızın işine yarar diye düşünüyorum.
Konu eğer bir inancı hakkıyla yaşama hakkı ise bugün Doğu Türkistan da adeta bir zulüm kasırgası oradaki Müslüman Halkı kasıp kavururken sesiz kalıp başörtüsü bahane edilerek kardeş Azerbaycan’a sırt dönmek hatta düşmanlık tohumları ekmek aklın ve kardeşliğin bir gereği değildir diye düşünüyorum.
Ez cümle bir de şöyle bakın bizde baş örtüsü her yerde serbest de ne oluyor mesela?
Ahlakımız nereden nereye yükseldi?
Hırsızlık azaldı mı?
Arttı mı?
Ahlaksızlık da ne boyuttayız?
Hak ve Adalet anlayışımız Hz. Ömer’in adaletinden ne kadar uzaklaştı?
Şöyle sloganların esiri olmadan oturup düşünelim sonra Azerbaycan’a düşman mı olalım yoksa dost mu kalalım bir karar verelim olur mu?