Taziye Evinde Yanlış Adetleri Değiştirmek Üzerine
Hüzünlü bir evde tütmesi gereken tek şey, acıyı paylaşmaya gelenlerin samimiyeti ve edilen duaların huzurudur; ziyafet sofralarının buharı değil.
Son yıllarda toplumumuzda adeta yazısız bir kurala dönüşen ve cenaze sahibine yüklenen "cemaate yemek verme" adeti, ne kadim kültürümüzün yardımlaşma ruhuna uyar ne de insani bir nezakete.
Bir yakınını kaybeden insanın zihni ve kalbi tarif edilemez bir yük altındayken; "Kaç kişilik pide söylenecek?", "Kıymalı mı olsun, peynirli mi?", "Ayranlar yetişti mi?" gibi lojistik sorularla muhatap edilmesi, acının hürmetine ve yasın vakarına tamamen aykırıdır.
Cenaze evi bir davet salonu veya ikram noktası değildir; orası teselli bulma, sükûnet içinde yas tutma alanıdır.
Bu yanlış alışkanlığı kırıp kadim geleneklerimize dönmek için şu gerçekleri yeniden hatırlamamız gerekiyor:
Kadim Geleneğin Özü "Götürmektir", "Beklemek" Değil: Bizim medeniyetimizde bir evden cenaze çıktığında o evde ocak yanmaz.
Komşular, akrabalar sırayla yemek pişirip cenaze evine taşır. Nitekim Hz. Peygamber’in Cafer b. Ebi Talip vefat ettiğinde söylediği "Cafer’in ailesine yemek hazırlayın, çünkü başlarına zihinlerini meşgul edecek bir iş geldi" sözü, bu konudaki duruşun en berrak özetidir.
Yemeği cenaze sahibi değil, etrafındakiler organize eder.
Komşuluk Hukuku ve Mesafe Nezaketi: Aynı apartmanda, sitede veya mahallede oturup evine iki adım mesafede olan kişilerin taziye evinde yemek sofrasına oturması abestir.
Yemeğin ve ikramın yegâne muhatabı, uzak yoldan gelmiş, yorgun ve sığınacak yeri olmayan gurbetçiler veya uzak akrabalardır.
Onların yemeğini de cenaze sahibi değil, komşuların kurduğu imece usulü karşılamalıdır.
Gösteriş ve Külfet Baskısı: Ne yazık ki bu adet bir süre sonra "El alem ne der?" kaygısına ve örtülü bir yarışa dönüşmektedir.
Maddi durumu elvermeyen aileler dahi ayıp olmasın düşüncesiyle borçlanarak catering firmalarıyla anlaşmakta veya pidenin peşine düşmektedir.
Acının üzerine bir de maddi ve manevi borç yüklemek toplumsal bir vicdan yarasıdır.
Okumalardaki Yozlaşma: Cenaze sonrası yapılan okumalarda (mevlitlerde) odağın Kuran ve dua olması gerekirken, zihnin "Okuma bitti, yemek ne zaman dağıtılacak?" sorusuna kayması organizasyonun manevi ruhunu zedelemektedir.
Bu Örf Nasıl Ötelenebilir ve Değiştirilebilir?
Cesur Bir Duruş Sergilemek: Cenaze sahipleri, taziye duyurularında veya meclislerinde "Cenazemizde yemek ikramı yapılmayacaktır, dualarınız en büyük ikramdır" ifadesini açıkça kullanabilmelidir.
Bu bir cimrilik veya eksiklik değil, toplumsal bilinci uyandırma adımıdır.
Site ve Mahalle İmecesi Kurmak: Apartman veya site yönetimleri, taziye durumlarında cenaze evine yemek hazırlatmak yerine; sadece dışarıdan gelen misafirlere yetecek miktarda mütevazı yemeği komşular arasında paylaştırarak taziye evine ulaştırma kuralı koyabilir.
İkramı Sembolik Hale Getirmek: İlla bir ikramda bulunulacaksa bu; su, hurma veya bir fincan acı kahveden öteye geçmemelidir. Taziye evinde uzun sofralar kurup saatlerce oturmak yerine, taziyeyi sunup duayı edip hızlıca ayrılmak en büyük nezakettir.
Acıyı hafifletmenin yolu cenaze sahibine sofra kurdurmak değil, onun yükünü hafifletmektir. Herkesin kendi evinde doyması, taziye evinde ise sadece duaya ve teselliye doyması dileğiyle. İyi hafta sonları...