Ne garip bir düzen: Halkın huzurunu sağlamakla görevli olanlar, halka huzur vermiyor; ama kendi koltuklarının başında oturup “huzur hakkı” alıyor.
İnsanlar her gün daha fazla kaygı, daha fazla belirsizlik ve daha fazla hayat pahalılığıyla karşı karşıya kalırken, bazıları makam odalarında “huzur” adı altında ek gelir elde ediyor.
Huzur hakkı nedir?

Görevin sorumluluğuna karşılık ödenen bir bedel mi, yoksa makamın sağladığı ayrıcalıklardan biri mi?
Asıl soru daha basit: Hangi huzurun karşılığı bu para?
Geçim derdiyle boğuşan vatandaşın huzuru yok.
Emeklinin huzuru yok.
Asgari ücretlinin huzuru yok.
Borç içinde yaşayanın, kira ödeyenin,
çocuğunun geleceğini düşünenin huzuru yok.
Milletin huzurunu kaçırıp kendi huzurunuzun parasını almak nasıl bir adalet anlayışıdır?
Vatandaş geçim derdinde,
emekli ay sonunu getirme telaşında,
gençler gelecek kaygısında,
aileler borç altında eziliyor.
Peki makam sahipleri ne yapıyor? Halktan sabır ve fedakârlık beklerken kendilerine “huzur hakkı” adı altında ek ödemeler çıkarıyor.
Ne büyük bir tezat!
“Sabredin” deniliyor.
“Fedakârlık yapın” deniliyor.
Ama fedakârlığın faturası neden hep vatandaşa kesiliyor?
Kamu görevi, ayrıcalıkların değil sorumluluğun makamıdır.

O koltuklar kişisel refahı artırmak için değil, toplumun sorunlarını çözmek için vardır.
Halk huzur arıyor, siz huzur hakkı alıyorsunuz.
Vatandaşa sabır, tasarruf ve fedakârlık telkin edilirken makam sahipleri kendilerine yeni ödemeler, yeni imkânlar ve yeni ayrıcalıklar buluyorsa, insanların şu soruyu sorması en doğal hakkıdır:
“Biz neden huzur bulamıyoruz da siz huzur hakkı alıyorsunuz?”
Kamu görevi, kişisel menfaat kapısı değil, kamuya karşı sorumluluktur.
Halkın huzuru yoksa, alınan “huzur hakkı”nın adı ne olursa olsun, vicdanlarda karşılığı yoktur.
Ne güzel düzen kurulmuş: Vatandaş faturayı düşünecek, siz huzur hakkını düşüneceksiniz.

Vatandaş pazarda etiket karşısında şaşıracak, siz makam odasında yeni ödeme kalemlerinin hesabını yapacaksınız.
Sonra da çıkıp vatandaşa sabır tavsiye edeceksiniz!
Emekliye “idare et” denilecek.
Çalışana “fedakârlık” denilecek.
Gençlere “geleceğe umutla bakın” denilecek.
Ama sıra makam sahiplerinin gelirlerine geldiğinde, nedense fedakârlık rafa kalkacak!
Bu nasıl adalet?
Halkın sırtına yük bindikçe “zor günlerden geçiyoruz” deniliyor.

Peki bu zor günler yalnızca vatandaş için mi zor?
Vatandaşın sorusu artık çok açık:
“Bizim huzurumuz nerede?”