İnsan, kendi eksikleriyle yüzleşmeden başkasında mükemmellik arıyor. Belki de çağımızın en büyük çelişkisi tam olarak burada başlıyor.

Kusurlu İnsanların Kusursuzluk Arayışı

Bugün öyle bir zamandayız ki herkes karşısındakini ölçüyor, tartıyor, değerlendiriyor. Kimin nasıl yaşadığına, nasıl giyindiğine, ne söylediğine, ne yaptığına bakıyor. Herkesin başkasında bulduğu bir kusur, eleştirecek bir davranış, beğenmediği bir taraf var.

Ama tuhaf olan şu: Kendi kusurlarıyla yüzleşmek kimsenin aklına gelmiyor.

Herkes dürüstlük bekliyor ama kendi çıkarı söz konusu olduğunda susabiliyor.

Herkes vefa arıyor ama vefalı olmak gerektiğinde ortadan kaybolabiliyor.

Herkes saygı istiyor ama karşısındakinin onurunu incitmekten çekinmiyor.

Herkes anlaşılmak istiyor ama anlamak için çaba göstermiyor.

Bir başkasının küçücük hatasını büyütenler, kendi büyük yanlışlarına türlü gerekçeler buluyor.

Sanki herkes kendisini kusursuz, karşısındakini ise sürekli sınavda görmek istiyor.

Oysa insan dediğin biraz eksiktir, biraz yanlıştır, bazen kırar, bazen kırılır. Bazen yanlış karar verir, bazen geç anlar. Hayatın güzelliği de insanın kusursuz olmasında değil, kusurlarıyla yüzleşebilmesindedir.

Bugün sosyal medya da bu arayışı daha görünür hâle getiriyor. Herkesin en güzel fotoğrafı, en mutlu anı, en başarılı görüntüsü ön planda. İnsanlar gerçek hayatlarını değil, göstermek istedikleri hayatı sergiliyor. Bir yanda kusursuz görünme çabası, diğer yanda başkalarının hayatını yargılama alışkanlığı…

Araştırmalar da sosyal medyada kusursuz görünme baskısının özellikle gençler üzerinde kaygı ve karşılaştırma duygusunu artırabildiğine işaret ediyor.

Peki, bu kadar kusur arayan insanın kendi içine dönüp baktığı oluyor mu?

Bir insanın değerini hataları mı belirler, yoksa hatalarından sonra gösterdiği duruş mu?

Bence asıl mesele budur.

Çünkü olgunluk, hiç hata yapmamak değildir. Hata yaptığında özür dileyebilmek, yanlışını kabul edebilmek, gerektiğinde geri adım atabilmek ve başkasının kusuruna merhametle yaklaşabilmektir.

Ne yazık ki bugün insanlar birbirini anlamaktan çok birbirini elemekle meşgul. Dostluklar çıkarla, ilişkiler beklentiyle, sevgiler şartlarla ölçülüyor. İnsanlar birbirlerine oldukları gibi değer vermek yerine, kendi beklentilerine uygun bir insan yaratmaya çalışıyor.

Biraz eksik gördüğünde uzaklaşıyor, biraz farklı düşündüğünde yargılıyor, bir yanlışını gördüğünde bütün güzelliklerini unutuyor.

Oysa kimse yalnızca hatalarından ibaret değildir.

Belki de artık birbirimize kusursuz olmayı şart koşmak yerine, insan olmanın gerektirdiği anlayışı göstermeyi öğrenmeliyiz.

Unutmamalıyız ki bugün başkasında kusur diye gördüğümüz şey, yarın bizim de sınavımız olabilir.

Sonuçta herkes kusurlarıyla kusursuzun peşinde…