Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. Yıl dönümü. Tüm parti temsilcileri, Genel başkanlar ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk’ün huzuruna çıktılar. Cumhurbaşkanı mozoleye çelenk koydu ve anı defterini yazıp imzaladı. Bu törenin anlamı Cumhuriyet idealine olan sadakattir.
Merdivenden inilirken Devlet Bahçeli’nin zor indiğini gören Musavvat Dervişoğlu onun koluna girince kızılca kıyamet koptu. Sosyal medyada inanılmaz bir saldırı başladı.
Bugün aslında Cumhuriyet için yazdığım yazının hiçbir şey tarafından örtülmemesi için kendim ile çok mücadele ettim. Ancak vicdanen susar ve gerçekleri söylemezsek bu Cumhuriyet idealine zarar vereceğimi düşündüğüm için fikirlerimi paylaşmak zorunda hissettim.
Başlayalım.
Başbuğ Mustafa Kemal’in ebedi istiratgâhı Anıtkabir; onu ziyaret eden herkesin partilerinden, flamalarından, dini ve siyasi görüşlerinden sıyrılarak sadece bu Cumhuriyetin banisi ile hasbihal ettikleri bir yer.
Yok olmak üzere olan bir milletin tekrar egemenliği için yolbaşçı olmuş bir önderin kabrinde saygı, sadakat konuşmamız gerekirken konuşulan konuya bir bakın. Günlük kısır siyasi tartışmaların, kırgınlık ve kızgınlıkların bu mabedi kirletmesi kabul edilebilir mi?
Siyasetin yapılacağı alan mı orası?
Sayın Devlet Bahçeli 78 yaşında ve sağlık sorunları olan bir insan.
Bakın tekrar söylüyorum bir insan.
Siyaseten yaptığı hiçbir şeyi desteklemiyor ve onun fikirlerini kabul etmiyor olabilirsiniz ama o bir insan.
Merdivenden inerken bir desteğe ihtiyaç duyuyor.
Bunu en iyi ben anlayabilirim.
Ortopedik engelliyim çünkü.
Bazen bir merdiveni inerken ya da çıkarken herkes için düşünülmeyecek kadar basit bir yürüme eylemi sizin için inanılmaz bir sıkıntı yaratabilir. Bir omuz, bir desteğe ihtiyaç duyabilirsiniz.
Bir el uzanır size o elin siyasi fikri dini, anlayışı ortadan kalkar insani bir huzur alır yerini. Bu Türk Milletinin belki de diğer milletlerden ayrıldığı en önemli hassasiyetidir.
O omuz sizi dertten kurtarır ortak yaşamanın, insani özelliklerin, vicdanın güzel iklimi kaplar her hücrenizi. Bunu en iyi ben bilirim.
Yardım etme edebini gösteren insan içinde bu mesele sadece vicdanidir. Destek olduğu koluna girdiği insanı tanısa da tanımasa da fikirler, inançlar kaybolur saf bir insani değer kalır geride. Kaldı ki Musavvat Bey uzun yıllar Devlet Bey ile mesai yapmış, fikren siyaseten aynı partide hizmet etmiş iki insan.
Birbirlerini tanımasalardı kimsenin dikkatini çekmeyecek bu küçük edep, birbirlerini tanıyınca nasıl birden bir siyasi tahammülsüzlüğe dönüşebilir ki?
Ne zamandan beri Türk Milliyetçileri edebi, saygıyı, zor anda yardımlaşmayı düzeysiz siyasi bir saygısızlığa kurban ettiler?
Ne vakit bu kadar töreden kopup insani değerlerini bir kenara bıraktılar?
Musavvat Bey’in bu ahlaki yaklaşımını sonuna kadar destekliyor ve büyük bir gurur ile seyrettiğimi belirtmek istiyorum. İnsan siyasete farklı yerlerde olunca saygıyı ahde vefayı unutacak ise, siyasetin millet üzerinde nasıl olumlu bir etkisi olabilir?
Kardeşlerin, eşlerin ayrı fikirlerde olduğu ailelerde karşılıklı saygıyı dünyaya öğreten Türklerin bunu her durumda ve koşulda göstermeleri gerekmez mi?
Ata’nın huzuruna gelen her insan fikirlerini, aidiyetlerini bir kenara bırakır. O kabirden içeri sadece saygı, sevgi, anlayış ve edep girer.
Orada sadece vefa kalır. Türk yardımlaşır, bunu yaparken sadece genlerinde olan aidiyet ve insana olan hürmeti ile yapar.
Bu konuda eleştiri yapanları bir kez daha düşünmeye davet ediyorum.
Çünkü edebimizi yitirirsek ne siyasetin ne de siyasetçilerin ama en önemlisi ne de Cumhuriyet’in anlamı kalır. Bugün 29 Ekim yapmayın.