Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 103. Yılı. Cumhuriyet fikrini ve yaşadıklarımızı anlatmak için öyle şaşalı kelimelere, üstün edebi tamlamalara gerek yok. Şöyle oturup bir koltuğa, geriye yaslanıp annenizi, babanızı, belki de akrabalarınızı düşünmeniz yeterli.
Birkaç yıl öncesinde işgal edilmiş bir vatan. İmparatorluğun baş şehri İstanbul’da yabancı askerlerin şımarık tavırları, sokaklarda taciz edilen kadınlar, aşağılanan askerler.
İzmir ve Ege bölgesi işgal edilmiş. Yunan askerleri utanmazlıklarına her gün bir yenisini ekliyor. Köylerde kadınların ırzlarına geçiliyor, çocuklar öldürülüyor, vatanı savunmak için kuvvacı olup savaşanlar dışında kalan yaşlılar bile acımasızca öldürülüyor.
Hatay’da, Antep’te, Maraş’ta Fransızlar benzer şekilde sistematik bir soykırıma başlamışlar. Doğuda Ruslar, Karadeniz’de Rum çeteleri bu mazlum milletin evlatlarını şehit ediyor.
100 yıldan kısa bir sürede balkanlardan Anadolu’ya göçmek zorunda kalan Türk nüfus yaklaşık 5 milyon kayıp vermiş. Koca Osmanlı coğrafyası paylaşılmış, medeniyet götürdüğü, yönettiği yıllar boyunca adaletten hiç vazgeçmediği coğrafyalarda sırtından vurulmuş.
Açlık salgın hastalık nedeniyle ortalama yaşam 40 yıl civarında, doğan her üç çocuktan ikisi büyüyemeden hayatını kaybediyor. Belki de en önemlisi imparatorluğun asıl unsuru Türkler yok sayılmış, örselenmiş, aşağılanmış. İşgal ile bu yok sayım şehadet ile sonuçlanıyor.
Sonra uzun yıllar boyunca çok zor koşullarda yapılmış bir istiklal savaşı. Savaşta yüz binin üzerinde şehit binlerce gazi ve vatanın işgalden kurtulması. Savaş sonrası geride yıkılmış tarumar olmuş bir Türkiye.
İşte o yıllarda Demirhisar’dan göçüp gelmiş dedem ve anam, Malatya’nın bir ilçesinde ölümün kolaylığını yaptığı 7 yıl askerlik sırasında sık sık görmüş dedem ve babam cumhuriyet ile karşılaşıyorlar. Bir tebaa olmaktan vatandaş olmaya geçilen o hızlı yıllarda öğretmen yok, doktor yok, ebe yok, okuma yazma bilen yok.
Dedelerim ölümden ve esaretten kurtulmanın mutluluğunu yaşarken anam ve babam işte bu sene 103’üncü kuruluş yılını kutladığımız Cumhuriyet sayesinde okullarda okuyorlar, Demirhisarlı göçmen kız hemşire, Malatyalı dokumacı çocuğu asker oluyor. Yatılı okullara küçük tahta bavulları içerisinde kırk yamalı birkaç elbise ve bolca hayalleri ile başlıyor ve bitirip meslek sahibi oluyorlar.
O yıllarda bu ülkede sonradan başbakan ve Cumhurbaşkanı olacak çocuklar yine cumhuriyetin imkanları ile okullarında okumaya başlıyorlar. İşte Cumhuriyet bu. Bir imparatorluğun ölümden başka hakkı olmayan çocuklarından, cumhuriyetin eşitlik olanaklarından yararlanarak, göçmen kızının hemşire, sıtmadan ölecek erkek çocuğunun asker olabilmesi demek.
Cumhuriyet; imparatorluk yıllarında sadece zenginlerin ya da azınlıkların sahip olabildiği mesleklere sahip olabilmek, sanatçı, yazar, kompozitör, aktör, aktrist, sporcu, bilim adamı, olabilmek için herkesin eşit şansa sahip olduğu bir güzel hayalin gerçeğe dönüşmesi demek.
Cumhuriyet kimsesizlerin, yatılı okulda elbiseleri verilen, karınları doyurulan zeki kadınlar ve adamların, koruyucusu, kollayıcısı. Yüz yıllardır ikinci sınıf vatandaş sayılmış, hakarete uğramış Türklerin “Ne mutlu Türküm” diyebilmesi, sömürgelerin, işgal edilmiş devletlerin önlerinde başarabilme örneği olmanın gururu demek.
Küçük bir yurtdışı yolculuktan sonra bile geri dönüldüğünde özlediğinizi hissettiğiniz bu vatan topraklarında çalışmanın, namuslu olmanın, vatanını sevmenin tek ayrıcalık olduğunu, isteyen ve çalışanın Cumhurbaşkanı bile olabileceği sistemin adı Cumhuriyet.
Son söz; benim gibi Çocuk Felci hastalığından topallayarak yürüyebilen bir adamın devlet okullarında okuyabilmesi, Tıp fakültesini kazanıp hekim ardından da cerrah olabilmesi, kız kardeşimin yine bu Cumhuriyet’in sağladığı olanaklar ile hekim olabilmesinin, özgür kendi kendine yetebilen bir kadın olmasının, çalışkan bir talebe olmasının karşılığını devletin gereken desteği verebilmesinin, eşitliğin, adaletin, hayal kurabilme, kurulan hayalleri gerçekleştirebilme cesaretinin adı cumhuriyet.
Bakmayın son yıllarda bu değerlerde bozulmalara, cumhuriyetin temel ilkelerini bozan siyaset tüccarlarının, geçmişteki gibi bizi yani Türkleri ikinci sınıf vatandaş yapma çabalarına takılmayın. Hayalleri olanların, fakir ve kimsesizlerin cumhuriyete olan güvenini sarsmak için bin çakallık yapanlara bakmayın.
Demirhisar’lı göçmen kızı, Malatya’lı dokumacı çocuğun gerçekleşen hayalleri ile başlayan bu macera gibi milyonlarca hayal ile bu cumhuriyet ilelebet devam edecek. Macun tüpünden çıktı çünkü. Çünkü fakirlerin, kimsesizlerin, vatanını seven namusluların iyi insan olmak için başka çareleri yok. Cumhuriyet ideali başka şansı olmayanların tek şansı. Bunu biliyorum çünkü benim de tek şansımdı.
Tüm Türklerin, kalbi bizimle olan tüm çoban obalarının, karlı bozkırlarda “Türk” adıyla yaşayanların, dünyanın herhangi bir yerinde bu cumhuriyetin mazlumun yanında olduğunu düşünen herkesin, en önemlisi eşitliğe, adalete inananların Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.