Bugün cep telefonuma düşen bir SMS mesajı ile öğrendim. Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cengiz Erçin KHK ile görevinden 2016 yılında uzaklaştırılmış.
Davayı kazanmış 10 yıl sonra görevine iade edilmiş.
Kocaeli Tabip Odası hastane önünde Erçin’e düzenlenen karşılama töreninde bulunacaklarını ve bizlerin de katılma dileğini yazmış SMS’e. Sayın Erçin’i tanımam, hiç karşılaşmadım.
Ancak KHK ile görevden uzaklaştırma nedenini biliyorum.
11 Ocak 2016 tarihinde 1212 akademisyen bu suça ortak olmayacağız başlığı ile bir bildiri yayınlamışlardı.
Bildiride PKK denilen terör örgütü ile ilgili yapılan mücadele ile ilgili fikir(!) lerini yazmışlardı.
Bu bildiriye imza atanlardan birisidir sayın Erçin.
Bu bildiride; Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılması, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesi ve bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesi, müzakere koşullarının hazırlanması ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulması, devletin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturması, müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunması gibi ipe sapa gelmeyecek talepler vardı.
Bu bir terör örgütün muhatap alma bildirisiydi.
Bu siyasi bir bakış açısıydı ve ben burada yazılan hiçbir talebe katılmıyorum.
Eli kanlı terör örgütü PKK, çoluk çocuk demeden binlerce masum vatandaşın katledilmesinden, askerlerimizin, güvenlik güçlerimizin şehit edilmesinden sorumludur ve başındaki alçak idama mahkûm edilmiştir.
Bu bildiriyi imzalayan akademisyenin asla fikrine katılmıyorum ancak fikir temelinde düşündüklerini söyleyebilmesi gerektiğine inanıyorum.
Farklı fikirlerin üniversite için önemli olduğunu düşünüyorum.
Bir KHK ile uzaklaştırılmasını asla yakışıklı bulmuyorum.
Ancak; aynı zamanda akademisyenlerin insani vicdan, etik ilkeler, bilimsel gerçeklik temelinde suçu ve suçluyu övmemeleri, eşitlik ilkesine uymaları gerekmez mi?
Doğuda yaşananlar için Kürt halkı diyerek başlatılan bir metin etnik ayrımcılık, önyargı taşımıyor mu sizce?
Devletin Kürt siyasi iradesini tanıması ne demek mesela?
Zaten mecliste temsil edilmiyorlar mı?
Yoksa bunlar başka mı?
Devlet, devlet’e başkaldıran ile aynı zeminde nasıl olur?
Yani çok derin çalışmalar ve ön yargısız bir bakış açısının gerektiğini ama önemlisi binlerce vatan evladının hayatını kaybettiği gerçeğini unutmamamız gerektiğine inanıyorum.
Yöneticiler belli ki hukuki yanlışlar yapmış sayın Erçin hukuk mücadelesini kazanmış. Bunda bir sıkıntı yok, hukuk herkes için gerekli.
Tabip odası tıp doktorlarının meslek örgütü.
Bu örgüt içerisinde birçok farklı görüşte meslektaşımız var.
Tabip odasının sayın Erçin’e gösterdiği sevgi ve hassasiyeti tüm meslektaşlarımız ile ilgi her meselede göstermesi zorunluluğu bugün itibarı ile ortaya çıkmıştır.
PKK denilen terör örgütünü kollayan bir metne bireysel destek veren kendi fikri ile hareket eder, yasal bir suç oluşursa cezasını da öder.
Oysa meslek kuruluşları meslektaşların haklarını savunur, Örgütün yöneticilerinin meslek örgütü adına işlediği suçlar, mesleki meseleler dışında siyasi tavır (ki; daha önce Şebnem Korur Fincancı Türk Ordusuna iftira atarak böyle bir suç işlemiştir), tüm meslek örgütünü taraf haline getirir.
Tabip odası taraf olur nerede taraf olur?
Mesleki değerler, mesleki bilgi ve sağlık ile ilgili taraf olur fikrini söyler.
Ama siyasi tek taraflılık Tabip Odasının işi değildir.
İşte bu tıpkı KHK ile akademisyen çıkarmak gibi hatta ondan çok daha yakışıksızdır.
Tabip odası bu konuda gerekli hassasiyeti göstermeli, görev sınırlarına dönmelidir.