Hep bir hayalin sonucudur yaşatmak. Yaşatmak, yazın sonunda sararan başaktır, yağmurun rutubeti, kar yağan sokakların sessizliğidir.

Yaşatanlar da sizin gibi doğar aslında. Doğarsın ilk sesler ile başlar, ayaklarındaki zayıf inanç ile ilk adımlardır aslında gövdeni yerçekiminden kurtaran.

Hele bir de eğer o ayakların bir hastalığa esir olmuşsa bunu hayatın boyunca hatırlarsın. Bir çocuk olmanın derin sorumluluğunda geçer yılların. Büyürsün. Keşke hiç büyümesen ama büyürsün(!)

Uzun gecelerin sonunda cesaret ile gözlerine bakamadan seversin. Sevgiyi anlat desem sadece sussan da sevdalı bir gecenin sonunda içini ısıtan güneş kadar seversin.

İşte o ilktir, o ilk belki de senin ilk tecrübendir.

Nefesinin yetmediği uzun bir yürüyüş, tadını alamadığın çay ekşiliği, göğsünün ortasına oturan derin bir huzursuzluk, bir tebessüm belki bir suskunluk kadar sana ait. Büyürsün, keşke hiç büyümesen(!)

Okullar biter. Her bir kâğıda yazılan cümle, her söylenen cevaptır aslında okumak. Ellerini koyamayacak kadar heyecan, onca bildiklerinin yanında belki de tek bilmediklerinin sınavıdır okumak.

Bilirsin söyleyemezsin, bilmezsin ama aniden cevaplar arasında görürsün.

Senden daha iyilerin varlığını görmek, istersen daha başarılı olabilmektir. Yürümeye ilk başladığın günü hatırlamasan da bu başarıyı hatırlarsın. Okuyarak geçer yıllar. Bazen seninle biten bazen sana rağmen olan öğrenmektir okumak.

Okursun okudukça biraz daha büyürsün. Keşke hiç büyümesen(!)

Herkesin girdiği sınavlar ve eşit olduğunu düşündüğün sonuçlar mevsimi gelir.

Rüzgârlı ilkbahar zamanlarında içinde hiç eksilmeyen bir sıkıntıdır. İlkbaharın çiçek kokuları heba olur, ılık sokaklar senden uzak, sevdaların unutulur, uykusuz akşam yağmurları, kitapların üzerine damlayan çay, kurşun kalemlerin körelen ucudur senin yoldaşın.

Daha kimse yaz sıcağından terlemeden bir sabah kalabalık bir okul bahçesinde başlar. Kalemlerin ucu eskir, saatler geçer, sana verilen bir kitapçık ve karalanan bir cevap anahtarında biter geçmişin mücadelesi. Sonucu öğrendiğinde belki de hissettiğin ilk adımı atarken yaşadıkların.

Kazanırsın, öğrenmek için yola çıkarsın. Keşke sadece ilk adımda kalsan(!)

Kütüphanelerde sabahlanan günler, sabah mahmurluğu ile yapılan dersler, laboratuvarlarda boğazı yakan iyot kokusu, sınavların sessiz kavgası ve sözlü sınavlarında avucunun içinde terleyen yüreğin, staj önlüğün, yanında ilk ölen insanın göğsünde açtığı bıçak yarası.

Kafası önde utangaç kadınları, muzip erkelerin hikayelerini dinlediğin poliklinik zamanlarıdır aslında cildine işleyen.

Ölümden öncesi ve ölümden sonrası arasında aklında sadece ölüm.

Bir gün geniş bir salonda ismin okunur, giydiğin cüppe oturmaz bedenine.

Bedenine tek oturan okulun bittiğini gösteren diplomanın renkli kurdelesidir.

Ölümü öğrenirsin sonuçta, keşke hiç öğrenmesen(!)

Okul biter. Uzak bir memleketin boyası dökülmüş bir sağlık ocağına gidersin.

Yağmur vakti, ilkbaharın kokusu, yazın ısıtan güneşi, eğer öğle saatlerinde çıkabilirsen dışarı senin yoldaşındır.

Acılı kadınlar, ateşli çocuklar umut ile gözlerinde dinlenir. Akşam olduğunda bu gürültülü gün yalnız bir geceye döner. Hasta çocuklar evlerinde, yaşlı kadınlar saten yastıklı yataklarında sen bir gaz lambasının ışığında.

Not defterine yazdığın hastalıklar, arasına serpiştirilen şiir cümleleri, özlediğin memleketin, dışarıda nefesini boğan bir sessizlik. İnsan küçük şeylerden mutlu olmayı çabuk öğrenir. Keşke öğrenmesen(!)

Uzmanlık sınav zamanları Ankara solgun ve umutsuz bakar gözlerine.

Sınav öncesinde sabah yaptığın kahvaltı. Sınav sonrası Sıhhiye’de bir araya geldiğin okul arkadaşların, sınırsız dedikodular ve sigara çay ile geçen saatler.

Bir sınav daha biter seni memleketine getiren otobüs koltuğunda yavaş bir yorgunluk ile uykuya dalarken, bir klinikte senden önceki asistan sınavdan bir gün öncenin huzursuzluğu ile kapatır kitapları yatar.

Sen sabah belki de son zamanlarını geçireceğin o kasabada uyanırken asistan sınav sonrası yeni bir hayata başlar. Ne sen ne de uzman olan o asistan keşke bu kadar çok uykusuz kalmasan. Keşke(!)

Gün gelir biter o kasabadaki günler.

Sabah erken saatlerde bir kliniğin kapısından girersin içeri.

Renksiz koridorlar, kalabalık hasta yakınları, ameliyathanelerde geçen geceler ve uykusuzluğun sabah verdiği anlamsız enerji.

Ameliyat yapmayı öğrenirsin evet ama asıl öğrendiğin belki de hiç unutmadığın ölümün hüznü.

Yılların sonunda sen bir sonraki gün sınava girmenin heyecanı ile uyurken bilirsin uzaklarda bir kasabada birisi senin yerine gelecek olduğunu öğrenecek. Herkes hayallerinin peşinden gider.

Sende bir hayalin peşinden gitmenin son basamağını çıkarsın keşke uyuyabilsen(!)

Hep bir hayalin sonucudur yaşatmayı öğrenmek ne bir eksik ne bir fazla farkına varılmadan görülen aynı hayallerin peşinden gider yaşatanlar.

Yıllar bizim koşturmamızdan yorulmaz belki ama saçlarımız yorulur, yüzümüzdeki çizgilerde. Uzun zaman sonra geriye dönüp baktığımızda belki de tek öğrendiğimiz ölüme alışamamaktır.

Belki bilmezsiniz bunca yılın sonunda sadece bize kalan bu.

Keşke hiç alışmak için çalışmasak, keşke(!)