Bugün babalar günü. Evimin penceresinden sabahın serin sokaklarını seyrettim bir süre. Miskin kediler güneşi bulup kıvrılmışlar köşelerde. Dükkânlar, uyku sersemi esnafların kepenkleri kaldırıp içeri girmesini bekliyor. Fırınlardan ekşi hamur kokusu, işe geç kalmış pazar çalışanlarının telaşı. Uzun süre seyrettim. Sokaklardaki sessiz ama kendi gailesindeki hayatı seyrettim. Birkaç yıl önce dışarıyı seyrettiğim yerde babam durur ve sabahı seyrederdi. Uzaklara dalmış gözleri, ince bacaklarındaki halsizliğe inat uzun uzun seyrederdi.
Çocukluğumdan beri hatırladığım onun sabah erken kalkması ve pencereden nefes almasıdır. Memuriyeti nedeniyle Anadolu’nun küçük kasabalarında sessiz evlerde otururduk. O evlerin pencerelerini açtığınızda kuş sesleri, rüzgârlı zamanlarda yaprak ve dalların gürültüsü, kış vakitlerinde soğuk kar kokusu dolardı içeriye. Babam sabahın bu sakin saatlerinde bir süre hiç konuşmadan dururdu. Askerüniformasının dışından baktığınızda sert ve nadiren gülen o adamın aslında göğüs kafesinin altında kocaman bir huzur vardı.
Küçük ama huzurlu mahallelerde, nazlı akan çeşmelerinde o mahallelerin, dostluk ile yan yana yeşil bahçelerinde büyürken babamın o güzel bakışlarınıhatırlıyorum. Yıllar geçip ben baba olduğumda daha çok anlamıştım onu. Bazen sadece bir bakış, başın derde girdiğinde yanı başında olan bir yol arkadaşı, iyide kötüde hep sığındığın bir liman. Yaşlar bir bir kullanılanlar hanesine eklendiğinde o güven hissinden çok daha büyük bir anlamı olduğunu anlıyor insan. Bir hayatın tam orta yerinde sizi de dahil ettiği bir büyük mücadeleyi görüyorsunuz. Çocukluk bitip de orta yaşa geldiğinizde, size ait koşturmacanın orta yerinde unuttuğunuz, belki sizin hayatınızın sizi zorladığı bencillik ile, bu dünyaya gelişinizin sebebi yerine dertlerinizin sorumlusu olarak görüyorsunuz babanızı.
Uzun yıllar sonra artık, eğer şansınız var ise, bir arkadaşınız haline geldiğinde babanız, asıl güzel zamanlar başlıyor. Çocukluğunuzdaki hayranlığınız, orta yaşta ona yüklediğiniz suçların yerine sadece iki arkadaşın huzuru kalıyor. Beraber yapılan yolculuklar, akşamları uzun sohbetler eşliğinde yenilen yemekler, arkadaş kavgaları yani hayatın tadı kalıyor. Ben bu güzel anların tanığıyım. Pazar sabahları uyandığımda evin penceresinden dışarıyı seyreden, küçük balkonumuzda oturup içinden türküler mırıldanan bir arkadaşım oldu bir süre. Kahvaltı yaparken çocukluğumdaki çay bardağını tutuşu hiç değişmemiş, sevdiği salatayı kendi yapan, anamı hatırladığında gözleri dolan, bir arkadaşım oldu. Gençliğinde aza kanaat ettiği için yediklerini katık etmekten vazgeçmemiş, temiz ve güzel giyinen, yaşına rağmen yakışıklı ve şarkı söylemeyi, eğlenmeyi çok seven, çabuk sinirlenip çabuk barışan çocuk yürekli bir ev arkadaşı ile çok güzel günler geçirdik.
Bugün pazar, evimin penceresinden tam da babamın durduğu yerden dışarıyı seyrediyorum. Dudaklarımda çok nadiren aklıma gelen bir şarkı. Sokak yavaş yavaş canlanıyor. Sanki sağıma dönsem yanımda o olacak. Sanki çocukluğumun kahramanı, ev arkadaşım yoldaşım elini omzuma koyacak. Dönmeye cesaretimin olmaması, güzelliklerin bozulmasından korktuğum için. O uzaklarda bir yerde, arkadaşım olarak beni izliyor biliyorum. O arkadaş benim babam. Onu çok özlüyorum.
Tüm babaların, baba gibi adamların günü kutlu olsun. Umarım her babanın arkadaşlık edebildiği bir babası olur. Umarım o gerçek arkadaş adamlar gittikleri yerde huzurludur.