Bayramı yazmak için oturdum bilgisayarın başına. Onca geçmiş, güzel bayram anıları biriktirdim hayatımda. Ama günlerdir masaya her oturduğumda ruhum bozgunculuk yapıyor.
Geçmişe ait güzel bayram anılarını yazmaya başlıyorum, klavye bile engel oluyor bana. Oysa ben Kıbrıs barış harekâtını, anarşi dönemini, 12 Eylül ihtilalini gördüm.
O anarşi döneminde bile bu kadar çaresiz ve karamsar olmamıştım. Bu karamsarlık bana ait değil sadece.
Beynimin kuytularında topladığım cümleler, klavyedeki harfler, gazetelerde, sosyal medyada sayfa sayfa haberler bile bu yaşanılanları anlatmak konusunda isteksiz ve çaresiz. Biz ne vakit bu kadar çaresiz kaldık?
Biz kaybedilmiş bir çağın çocukları olarak bu kadar yaşanılanı tolere edemiyoruz.
Önce Cumhuriyet’e saldırı ile başladı her şey. Kur’an’ı baş hizasının üstüne koyan, abdest almadan dokunmayan, kaçarken bile istiklal marşını duyunca hazır ola geçen, düğünlerde törenlerde bu cumhuriyeti anımsayan, andımız okununca ya da bir maç sırasında bile kolayca ağlayan bir kuşak olan biz bu olanları anlayamıyoruz.
Bizi önce bayramlarımızdan uzaklaştıran, Atatürk’ü söyleyince bıyık altından gülüp “ama” diye aşağılayan, demokrasi aldatmacası ile sadece bir lalezar sınıf yaratan, adaleti sadece güçlülere ait bir lüks haline getiren bu gidişi asla anlayamıyoruz.
Demokrasi yalanı ile adaleti kullanarak yeni bir dünya nizamını bize kabul ettirtmeye çalışmalarına, istenildiğinde inilmek üzere binilen demokrasiye, bir muhalefet liderinin Atatürk’ü bir fıkra ile yalancı olarak niteleyebilme seviyesizliğine alışamadık.
Biz fıkraların bile edepli ve seviyeli olduğu bir Türkiye’den buraya nasıl geldik anlayamadık.
Fıkra şöyle: herkes ölmüş ve herkes bir saat ile tanımlanıyor. Eğer saatin yelkovanı çok hareket ederse o ölenin çok yalancı olduğu anlamına geliyormuş.
İşte bu artık seksenli yaşlardaki muhalefet butlanı diyor ki, Atatürk’ün saati nerede? diye sorulmuş.
Cevap olarak “Azrail onun saatini vantilatör olarak kullanıyormuş”.
Lafa bakamısınız, yani o kadar yalancıymış.
Lafa bakar mısınız?
Bunca kötü yılın sonunda halka çözüm olarak sunulan siyasetçiler işte bu.
Bizim zamanımızda diye konuşmaktan nefret ediyorum ama bizim zamanımızda kimse bu kadar alçalamazdı.
Demokrasi ve yeni çağ demek ne zamandan bu yana seviyesiz ve bu kadar ahde vefasız oldu?
Ne zamandır bu kadar ahlakı ve değerlerimizi yitirdik?
Şimdi bu butlan kralı bir muhalefet partisinin başına geçti.
Bu tepeden inme ve oldu bittiler ile, hiç utanmadan geçmişi ile hesaplaşıyormuş gibi yapıp sahibinin sesini haykırıyor.
İşte belki de bu olanlardan güzel bayram yazısı yazamıyorum.
Belki de bundan insanlığımdan utanıyor ve içimde büyüyen ihanet ve çaresizlik ile çırpınıyorum.
Bu kadar alçak varken, şekerli, umutlu bir bayram yazısı yazamadığım için sizlerden özür diliyorum.
Bayramınızı güzel bir dünya ve muhteşem bir ülke hayali ile kutlarım.
İyi bayramlar.