Okullar o zamanda bu tarihlerde açılırdı.

Yağmur vakitlerinde kirli duvarların çevirdiği okul bahçelerinde heyecan ile okula başlayanlar, geçen yılların tecrübesi ile şımarıklıkları bile düzene girmiş üst sınıflar, telaş ile sınıfını toparlamaya çalışan öğretmenler, sınıfların son tadilatlarını bitiren yorgun işçiler, cızırtılı hoparlörden yankılanan istiklal marşı ile başlardı yeni öğretim yılı.

Çocukluğumdan geriye kalan birçok anı var ama en etkilisi bu ilk gün.

Dışarıda yağmur, siyah üniformalarımız, boyunlarımızda beyaz okul yakaları velhasılı çilek kokan silgi, elimize tutuşturulmuş çanta, meçhul bir yolculuğun ilk heyecanı.

Çünkü bizim bildiğimiz okumak iyi insan olmak demekti.

Türkiye yine bu okul zamanlarında değişmişti.

İlkokul ile başlayan serüven,büyümenin getirdiği çaresizlik ile geçen yıllar.

Sokaklarda anarşi, en yakın arkadaşlarımızın bir sabah gazete kâğıdı ile örtülmüş acılı yüzleri.

Çığlıklar, ağıtlar vakti. Her şeye rağmen okumaya, öğrenmeye ölümü göze alarak okumaya devam ettiğimiz yıllar. Sonra yine bu okulların açılış zamanı ihtilalin metal yüzü.

Sabahın zemheri saatlerinde tutuklanmalar,sebepsiz dövülmeler, küçük avlularda gerçekleşen boyuna geçirilen idam ilmiği.

Bir sabah belki sıra sende, soğuk askeri tesislerin bahçelerinde, kalabalık gözaltı koğuşları, okullarda askeri nizam.

İyi de zaten bir seneden uzun sıkı yönetim vardı o zaman alınmayan önlemler bilerek çağırılan ihtilal, sonra “bizim çocuklar” yaptılar hazırlanmış ihtilali. İşte o tarihten itibaren bozuldu gönlümün renkleri.

Okumaya olan inancım bozuldu.

Okulların açıldığı tarihte bozuldu her şey, daha doğrusu kasıtlı bozdular her şeyi.İhtilalin sonrasında hiç alışık olmadığımız kayırmalar, işini bilen devlet memurları zamanı.

Ortak girilen sınavlarda soruların çalınması, hep bu bozulmadan sonra. Sokaklarda işkencede geçen yılların sonunda acılarından ve yaşadıklarından yüzleri silik kalpleri çökük serbest tutuklular.

Kahveyi yasaklayan generaller, banker Kastelli’nin gece yarısı ofislerini açtırıp paralarını kurtardılar.

Sokaklarda sigarası ve sokak köpekleri dışında dostu kalmamış zeki adamlar olanları gördüler sustular.

Sonra yeni biçimiyle bürokrasi, siyasetçiler ve köşe başlarında meşhur“kendine hizmet hareketi.”

Hep okulların açıldığı günde bela oldular hayallerimize.

Okulların açıldığı tarihte Türkiye’yi değiştiren “bizim çocuklar” mahallelerimizi bozdu, siyasi yapıyı değiştirdi, bürokrasiyi tarikata teslim etti.

Üniversite Sınav soruları, memurluğa giriş sınavları, askerlik, hakimlik savcılık, öğretmenlik giriş sınavları yani bu memleketin eşitliğe en çok ihtiyacı olan sınavların hepsini bozdular ve binlerce çocuğun ahını aldılar.

Orduyu kumpaslar ile yeniden dizayn etmeye çalıştılar.

Yetmedi yeniden ihtilale bile kalkıştılar.Her şey işte o eylül ayında başladı.

Bu ülkenin masum, zeki ve vatansever evlatlarını tabutluklarda şehit ettiler, yerlerine bu ayrık otları çıktı.

Türkiye’nin son elli yılında kötü ne var ise öğrenciliğin en heyecanlı başlangıç aylarında yaşandı.

Siyasi cinayetler, idamlar, ihtilaller,sanki “okumaya ne gerek var” manifestosu gibi hep okul açılış zamanı.

Hırsızlıklar, çalmalar, hak yemeler zamanını,okumak gibi güzel bir tercihi rencide etmek için kullanıldı.

İşte bu nedenle inadına daha çok okumak lazım.

Hileye, hırsızlığa en sert duruş okurken tebessüm edebilmek.

Okumaktan ve tebessüm etmeden vazgeçmeyeceğiz.

Okumak zamanı, çalmaya çırpmaya ölümüne direnmek zamanı.