
Bugüne kadar zihnimi hep aynı soru meşgul etmiştir:
Bir eseri klasik yapan nedir?
Günümüzün daha iyi imkânlara sahip yazarları, şairleri ve ozanları neden Nâzım Hikmet, Yahya Kemal, Tanpınar, Sait Faik, Yaşar Kemal ve daha niceleri kadar iz bırakamıyor? Üstelik edebiyat üretimi azalmış değil; şiirler, romanlar, öyküler yazılıyor, dergiler yayımlanıyor, Anadolu’nun dört bir yanında yayınevleri faaliyetlerini sürdürüyor. Bu haftaki Kocaeli Kitap Fuarı da edebiyatın hâlâ canlı olduğunun göstergelerinden biri değil mi?
Demek ki mesele yalnızca üretmek değil, üretilenin okura ulaşması ve zamanın hafızasında yer edinmesi. Bugün eser sayısı artarken nitelikli olanı görünür kılmak zorlaşıyor. Sosyal medya ve hızlı tüketim kültürü uzun soluklu okumayı gölgelerken edebî eleştiri ve seçicilik de aynı ölçüde güçlenemiyor. Ekonomik koşullar da okuma alışkanlıklarımızı etkiliyor.
Peki, bir Orhan Veli, bir Yaşar Kemal neden çıkmıyor? Günümüzün yetenekli yazarları neden eski ustalar kadar iz bırakamıyor?
Bence bu sorunun birkaç cevabı var.
Öncelikle edebiyatı tüketme biçimimiz değişti. Bir şiiri okumak başka, onun içinde yaşamak başkadır. Bir romanı bitirmek başka, onu yıllarca zihnimizde taşımak başka… Eskiden eserlerle kurulan bağ daha uzun solukluydu. Bugün ise bir metni okuyor, beğeniyor ve birkaç saniye sonra başka bir içeriğe geçiyoruz. Edebiyat, hayatın bir parçası olmaktan çıkıp hayatın içindeki sayısız içerikten biri hâline geliyor.
Günümüz yazarı da eserini yazmak kadar kendini görünür kılmakla meşgul. Sosyal medya, tanıtım ve takipçi sayıları bazen eserin önüne geçiyor. Oysa büyük edebiyatın kendi sesini bulması ve okurun zihninde sessizce büyümesi için zamana ve dikkate ihtiyacı var.
Ancak bugünün yazarları hakkında zaman henüz son kararını vermiş değil. Belki bugün yeterince önemsenmeyen bir romancı, elli yıl sonra edebiyatımızın temel taşlarından biri olacak.
Belki de bugün ustaların yokluğundan çok, ustaların ortaya çıkabileceği sessizliğin yokluğundan söz etmeliyiz.
Çünkü büyük bir eseri yalnızca yazarı yaratmaz; onu okuyanlar, eleştirenler, dergiler, öğretmenler, yayınevleri ve zaman da büyütür. Bir eserin gerçek değerini anlamak için bazen onlarca yıl geçmesi gerekir. Yahya Kemal’i Yahya Kemal yapan, yalnızca yazdıkları değil, zamanın eserleri üzerinde yaptığı seçimdir.
Elbette bugün mizah kültürünün gerilemesi, sanatın otoriteler karşısındaki konumu ve özgür düşüncenin giderek daha fazla sorgulanması da üzerinde ayrıca durulması gereken konulardır. Çünkü edebiyat, ancak özgürce düşünebildiği ve itiraz edebildiği ölçüde gelişir.
John Stuart Mill’e atfedilen şu söz, bu bakımdan anlamlıdır: “Bir insanı susturmak, insanlığı soymaktır.”
Öyleyse asıl sorumuz şu: Büyük edebiyat artık üretilmiyor mu, yoksa biz onu fark edecek zamanı, dikkati ve kültürel ortamı mı kaybediyoruz?
Belki de cevabı biraz daha az tüketip biraz daha derin okumakta aramalıyız.
Edebiyatın düşünceyle, düşüncenin özgürlükle buluştuğu nice güzel yazılarda buluşmak dileğiyle…