Gözümü açtım açalı

hiç gözüm yukarılarda olmadı.

Ama bir gün

hayalimdeki otomobile kavuştum Gülüm...

Yağız renginde,

orta halli,

sessiz sedasız bir mutluluktu benimki.

Lavanta kokulu döşemeleri de

öyle bir sinmişti ki içime,

sorma gitsin...

Güneşin altın yaldızlarını yararak

uzayıp gidiyordum yollarda.

Sıla yolu önümde,

yirmi beş yıl ardımdaydı.

Çeyrek asırdır

ayağımın değmediği köyüme

dönüyordum.

Mutluluğuma diyecek yoktu...

Ama yol uzadıkça

içimde başka bir yol açılıyordu.

Bir garip telaş...

Acaba

köyümü bıraktığım gibi

bulabilecek miydim?

Anadolu'nun kuzeydoğu köşesi...

Ardahan-Balıkçılar (Duduna)...

Dünyanın unutulmuş

bir köşesi gibi.

Belki taşını bulacaktım,

toprağını bulacaktım,

yıkılmış duvarlarını...

Belki çocukluğumun

ayak izleri bile kalmış olacaktı

bir taşın dibinde.

Ama...

Umutlarına sımsıkı sarılmış

o insanları

bulabilecek miydim Gülüm?

O günkü coşkuyu,

o saf bekleyişi,

yarına inanmış gözleri...

Bulabilecek miydim?

Yoksa

ben mi çok geç kalmıştım?

Yıllar mı değişmişti,

köy mü,

insanlar mı?

Belki de

benim aradığım köy

artık hiçbir yerde yoktu...

İmkânsızı dilemiştim Mevlâm'dan Gülüm.

Bir zamanın içinden

başka bir zamanı istemiştim.

Gül'ün bile

dikende kaybolduğu bir devranda...

Bülbülün

sarmaşıklar arasında

içine gömdüğü ah u zârında...

Ben yalnızca

bir köy aramıyordum.

Ben

geçmişimi arıyordum.

Ve içimden bir ses

usulca soruyordu:

Bulabilecek miydim Gülüm...

Beni bıraktığım yerde

kendimi?