Öyle sıradan bir güneşten söz etmiyorum. Her sabah doğup akşam batan, dünyayı aydınlatan güneşten değil… İnsanların yüreğine doğacak, karanlık gecelerini aydınlatacak, umutlarını yeniden yeşertecek o güneşten söz ediyorum.
Hani insanın içini üşüten günler vardır ya… Ne soba ısıtır insanı ne de baharın gelişi. Dışarıda güneş pırıl pırıl parıldarken insanın içindeki dünya zifiri karanlıktır. Gülümser insan, ama gözlerinin ardında biriktirdiği gözyaşlarını kimse görmez. Konuşur, ama kimse duymaz içindeki çığlıkları. Kalabalıkların arasında yürür de kendini kimsesiz hisseder.
İşte o zaman sorar insan: Güneş ne zaman doğacak?
Ne zaman bitecek bu haksızlıklar? Ne zaman susacak yalanın sesi, ne zaman duyulacak doğruların çığlığı? Ne zaman hak ettiği değeri bulacak emek, ne zaman utanacak insan insanlığı incittiğinde? Ne zaman bir çocuğun gözyaşı, bir annenin feryadı, bir babanın çaresizliği karşısında durup düşünecek dünya?
Ne zaman birbirimizin yarasına merhem, derdine derman, karanlığına ışık olacağız?
Biliyorum, dünya eskisi gibi değil. İnsanların yüzü gülüyor belki ama yürekleri yorgun. Kimi geçim derdinde, kimi evlat hasretinde, kimi kaybettiklerinin ardından bir ömür yas tutuyor. Kimi de kimseye anlatamadığı acılarıyla baş başa, gecenin sessizliğinde kendi kendisiyle hesaplaşıyor.
Herkesin bir hikâyesi var bu dünyada. Kimi mürekkebi gözyaşıyla yazılmış, kimi yarım kalmış bir sevdanın hatırasıyla dolu. Kiminin hayalleri zamana yenilmiş, kiminin umutları insanların vicdansızlığına kurban edilmiş.
Ama yine de insan, bütün kırgınlıklarına rağmen bir şey bekliyor hayattan: Güzel bir haber, içten bir tebessüm, uzatılan bir el, yüreğine dokunan bir söz…
Çünkü insan, ne kadar yorulursa yorulsun, içinde küçücük de olsa bir umut taşıyor.
Belki de güneşin doğmasını beklerken unuttuğumuz şey, karanlığın içinde kendi ışığımızı yakabileceğimizdir. Bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının hâlini sormak, çaresizin elinden tutmak, incinmiş bir kalbe güzel bir söz söylemek… Bunlar küçük işler gibi görünür ama bazen bir insanın bütün dünyasını aydınlatmaya yeter.
Güneş yalnızca gökyüzünden doğmaz. Bazen bir insanın vicdanında, bazen bir annenin duasında, bazen bir öğretmenin öğrencisinin gözlerinde gördüğü umut ışığında doğar. Bazen de yıllardır kapalı duran bir kapının aralanmasıyla…
Yeter ki insan, insanlığından vazgeçmesin.
Yeter ki kötülük karşısında iyiliğe, karanlık karşısında aydınlığa, umutsuzluk karşısında mücadeleye sırtını dönmesin.
Çünkü karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir ışığın varlığı bütün geceyi değiştirebilir.
Belki bugün yorgunuz. Belki çok şey kaybettik. Belki güvendiğimiz insanlar bizi yarı yolda bıraktı, sevdiğimiz insanlar zamansız ayrıldı, kurduğumuz hayaller birer birer dağıldı. Ama hayat, bize yalnızca kaybettiklerimizi hatırlatmak için devam etmiyor. Henüz yaşanmamış güzellikler, henüz kurulmamış dostluklar, henüz duyulmamış güzel sözler de var yarınlarda.
Öyleyse neden umudumuzu toprağa gömelim?
Neden bir kez daha denemeyelim? Neden kırılan dallarımızdan yeniden filizlenmeyelim? Neden hayatın bütün acılarına rağmen iyilikten yana durmayalım?
Unutmayalım ki gecenin en koyu anı, sabaha en yakın olduğu zamandır. Fakat güneşin doğmasını beklemek yetmez; bazen o sabaha ulaşmak için yürümek, direnmek ve yeniden ayağa kalkmak gerekir.
Peki, güneş ne zaman doğacak?
Belki yarın…
Belki bir haksızlık son bulduğunda, bir gözyaşı silindiğinde, bir insan diğerinin acısını kendi acısı bildiğinde…
Belki de bugün, tam da umudumuzu kaybetmek üzere olduğumuz şu anda…
Ben inanıyorum ki bir gün bu dünyanın üzerine daha güzel bir sabah doğacak. İnsanların birbirinden korkmadığı, sevginin çıkar hesaplarına yenilmediği, emeğin karşılığını bulduğu, adaletin herkese eşit dağıldığı bir sabah…
Çocukların korkuyla değil, umutla uyandığı; yaşlıların yalnızlığa terk edilmediği; insanların birbirini görünüşüne, makamına ve servetine göre değil, yüreğine göre değerlendirdiği bir sabah…
O sabah geldiğinde belki yine acılarımız olacak. Hayat yine sınayacak bizi. Fakat en azından birbirimizin yükünü hafifletmeyi öğreneceğiz. Kimsenin karanlıkta tek başına kalmasına gönlümüz razı olmayacak.
İşte ben, doğmasını beklediğim güneşi böyle hayal ediyorum.
Ve biliyorum ki insanlığın en büyük umudu, henüz doğmamış sabahlara inanabilmesidir.
Güneş ne zaman doğacak, biliyor musunuz?
İnsan, insanın karanlığı olmaktan vazgeçip aydınlığı olmaya karar verdiğinde…
Vicdan yeniden sesini yükselttiğinde, sevgi yeniden kıymet bulduğunda, umut yeniden insanların yüreğinde filizlendiğinde…
O güne kadar bekleyeceğiz. Ama yalnızca beklemeyeceğiz; iyiliği çoğaltacak, karanlığa teslim olmayacak, her yeni güne bir umut bırakacağız.
Çünkü belki de aradığımız güneş, uzaklarda bir yerlerde doğmayı beklemiyor.
Belki de onu doğuracak olan, bizim yüreğimizdir.