Bazen insanın en büyük sınavı, kendi vicdanıyla baş başa kaldığı andır.

İnsan, hayatı boyunca nice sesler duyar. Kimi akıl verir, kimi yol gösterir, kimi yargılar, kimi de hiç bilmediği bir hayat hakkında ahkâm keser. Kalabalıkların içinde yaşar, insanların düşüncelerine kulak verir, onların beklentilerine göre davranmaya çalışır. Fakat bütün bu seslerin arasında çoğu zaman bir sesi unutur: Kendi vicdanının sesini…

Oysa vicdan, insanın içinde hiç susmayan, bazen en derin uykularından uyandıran, bazen de başını yastığa koyduğunda gözlerinin içine bakan sessiz bir tanıktır. Kimse görmese de yaptıklarını bilir, kimse duymasa da söylediklerini hatırlar. İnsan herkesi kandırabilir, kendine bile bahaneler üretebilir; ama vicdanının karşısında saklanacak bir yer bulamaz.

Vicdanının sesini dinlemek, her zaman kolay değildir. Çünkü bazen doğru olanı yapmak, işimize geleni yapmaktan daha zordur. Bazen haklı olduğumuz hâlde susmayı, bazen hakkımız varken vazgeçmeyi, bazen de gururumuzu bir kenara bırakıp özür dilemeyi gerektirir. İnsan kimi zaman kaybetmeyi göze alır ama haksız görünmeyi kabul edemez. Oysa asıl büyüklük, her tartışmayı kazanmakta değil, gerektiğinde kendi yanlışını kabul edebilmektedir.

Ne yazık ki günümüzde birçok insan, vicdanının sesinden çok çıkarlarının sesine kulak veriyor. Bir başkasının gözyaşını görmezden geliyor, bir kalbi kırarken düşünmüyor, bir insanın hakkını yerken kendince haklı gerekçeler buluyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Oysa bir insanın canını yakmak bazen bir saniye sürer; o acının izini silmek ise yıllar alır.

Unutulmamalıdır ki insan olmak, yalnızca nefes almak, konuşmak, yürümek değildir. İnsan olmak; başkasının acısını anlayabilmek, güçsüzün yanında durabilmek, haksızlık karşısında susmamayı öğrenmek ve kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmektir. Çünkü ahlak, insanların bizi izlediği yerde değil, kimsenin bizi görmediği yerde yaptıklarımızda saklıdır.

Vicdanlı olmak, herkesi memnun etmek anlamına da gelmez. Bazen doğruyu söylediğiniz için dışlanırsınız, bazen haksızlığa boyun eğmediğiniz için yalnız kalırsınız. Bazen iyilik yaptığınız insanlardan kötülük görür, bazen de dürüstlüğünüz yüzünden kaybeden taraf olursunuz. Ama bütün bunlara rağmen kendinize duyduğunuz saygıyı kaybetmiyorsanız, aslında en değerli kazancınızı koruyorsunuz demektir.

Çünkü insanın en büyük huzuru, başını yastığa koyduğunda kimseye haksızlık etmediğini, bile isteye bir kalbi yaralamadığını, bir başkasının hakkını kendi çıkarına kurban etmediğini bilmesidir. Dünyanın bütün servetleri, makamları ve alkışları bir araya gelse de insanın içindeki huzurun yerini tutamaz.

Bir düşünün…

Bir gün herkes susacak. Sizi övenler de eleştirenler de kendi yoluna gidecek. Kazandığınız paralar, elde ettiğiniz makamlar, uğruna kalpler kırdığınız bütün dünyalıklar bir gün geride kalacak. Peki, geriye ne kalacak?

Belki bir insanın yüzünde bıraktığınız tebessüm, belki karanlık bir gününde tuttuğunuz el, belki de kimse bilmeden yaptığınız bir iyilik… Belki de bir zamanlar kırdığınız bir kalbin sessiz sızısı…

İşte insanın gerçek mirası budur: Ardında bıraktığı iz ve kendi içinde taşıdığı vicdan.

Bu yüzden başkalarının ne diyeceğinden önce kendinize sorun: “Ben doğru olanı yaptım mı? Bir insanın hakkına girdim mi? Bir kalbi gereksiz yere kırdım mı? Bugün kendime karşı dürüst müydüm?”

Bu sorulara cevap vermek bazen can yakar. Çünkü insanın kendi hatalarıyla yüzleşmesi, başkalarının hatalarını anlatmasından çok daha zordur. Ama iyileşmek de değişmek de tam burada başlar. Hatasını kabul edebilen insan küçülmez; aksine, kendini değiştirebilme cesaretiyle büyür.

Vicdanının sesini dinle… Dünya sana susmanı söylese de haksızlık karşısında doğru bildiğini savun. Herkes çıkarının peşinden koşsa da sen insanlığını kaybetme. Sana yapılan kötülükler kalbini katılaştırmasın. Başkalarının yanlışları, senin doğrularından vazgeçmene neden olmasın.

İyilik yaparken karşılık bekleme, doğruluğundan dolayı pişmanlık duyma, bir insanın ahını almaktan kork. Çünkü bazı borçlar parayla ödenmez, bazı yaralar özürle bile kapanmaz, bazı pişmanlıklar da insanın ömrü boyunca peşini bırakmaz.

Ve unutma…

İnsan, başkalarının gözünde nasıl göründüğüyle değil, kendi vicdanının karşısında kim olduğu ile insandır.

Günün sonunda herkes kendi hayatının hesabını kendisi verecek. Senin yerine kimse senin vicdanınla yüzleşmeyecek. Öyleyse ömrünü başkalarının alkışını kazanmak için değil, kendi iç huzurunu korumak için yaşa.

Çünkü hayatın en büyük zenginliği, herkesin seni iyi biri sanması değil; senin, bütün gerçekleriyle kendini bildiğinde, vicdanına başını eğdirmeyecek bir hayat yaşamış olmandır.

Bırak dünya istediği kadar gürültülü olsun. Sen, gecenin sessizliğinde vicdanının sesini duyabilecek kadar temiz bir yürek taşı.

Çünkü insanın en güzel uykusu, vicdanının rahat olduğu gecede başlar; en ağır yükü ise herkesten sakladığı kendi gerçeğidir.