Hayat dediğin, insanın elinde tuttuğunu sandığı ama aslında çoğu zaman kendi iradesinin çok ötesinde gelişen bir yolculuktur. Biz plan yaparız, hesap yaparız, yarını bugünden kurmaya çalışırız. Fakat bazen bir tek haber, bir tek cümle, bir tek an bütün hesapları altüst eder.
İşte o zaman insanın söyleyeceği en anlamlı sözlerden biri kalır geriye:
Ferman Allah’ın…
Çünkü insan ister; Allah diler.
İnsan yürür; yolunu Allah açar.
İnsan bekler; zamanı Allah bilir.
İnsan bazen “Neden?” diye sorar; Allah ise hikmetiyle cevabı zamanın içine saklar.
Hayatta öyle kapılar vardır ki, açılması için yıllarca beklersin. Açılmaz. Sonra bir gün başka bir kapı açılır ve anlarsın ki kapalı kalan kapı aslında bir kayıp değil, seni başka bir yola hazırlayan bir işaretmiş.
Bazen çok sevdiğimiz birini kaybederiz.
Bazen yıllarca emek verdiğimiz bir şey elimizden gider.
Bazen umut ettiğimiz bir iş olmaz.
Bazen en güvendiğimiz insan bizi yarı yolda bırakır.
Canımız yanar.
İçimizden “Neden ben?” diye geçiririz.
Ama hayat insana zamanla şunu öğretir:
Her olanın bir sebebi vardır; fakat her sebebi hemen anlayacak kadar büyük değildir insan.
Bugün anlamadığımız bir olayın hikmetini belki yıllar sonra anlarız. Belki de hiç anlayamayız. İşte teslimiyet tam da burada başlar.
Teslimiyet, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir.
Elinden geleni yaptıktan sonra, elinden gelmeyenleri Allah’a bırakabilmektir.
Çünkü insanın görevi gayret etmektir; sonucu yaratmak ise Allah’ın takdiridir.
Bazen bütün yolları denersin, yine de istediğin olmaz. İşte o zaman kendini suçlama. “Ben nerede hata yaptım?” diye kendini tüketme. Belki de senin yanlış dediğin şey, Allah’ın seni başka bir doğruya yönlendirmesidir.
Ferman Allah’ın…
Bu söz çaresizliğin değil, teslimiyetin sözüdür.
“Ben hiçbir şey yapmayacağım.” demek değildir.
Aksine:
“Ben elimden geleni yapacağım; fakat sonucunu Rabbime bırakacağım.” demektir.
İnsan her şeyi kontrol edemez.
Ne zaman doğacağını seçemez.
Kiminle karşılaşacağını her zaman bilemez.
Kimin hayatında kalacağını garanti edemez.
Ne zaman ayrılık geleceğini önceden göremez.
Yarın başına ne geleceğini bilemez.
Ama bütün bunların içinde nasıl duracağını seçebilir.
Sabredebilir.
Şükredebilir.
Dua edebilir.
İyiliğinden vazgeçmeyebilir.
İşte insanın asıl imtihanı da budur.
Hayat bazen önümüze ağır yükler koyar. Kimi zaman gözlerimiz dolar, kimi zaman dizlerimizin bağı çözülür. Fakat insan, taşıyamayacağını düşündüğü yüklerin altında bile bir şekilde yoluna devam eder.
Çünkü insanın gücü bittiği yerde duası başlar.
Ve bazen bir insanın söyleyebileceği en güçlü cümle şudur:
“Rabbim, ben elimden geleni yaptım. Bundan sonrası Sana emanet.”
Ne güzel bir teslimiyettir bu…
Ne güzel bir huzurdur.
Çünkü biliriz ki Allah’ın yazdığı kaderin içinde bizim göremediğimiz nice hikmetler vardır.
Bugün ağladığımız bir şey, yarın bizi büyük bir yanlıştan kurtarmış olabilir.
Bugün kaybettiğimiz bir şey, yarın daha güzel bir başlangıcın sebebi olabilir.
Bugün geciken bir şey, belki de zamanı gelmediği içindir.
Ve bazen insanın en büyük kazancı, istediği şeyin olması değil; istediği şey olmadığında da Rabbine olan güvenini kaybetmemesidir.
Hayat bize her zaman istediğimizi vermez.
Ama her yaşattığı şeyle bize bir şey öğretir.
Kimi insan sabrı öğretir.
Kimi ayrılığı…
Kimi vefayı…
Kimi yalnızlığı…
Kimi de insanın kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmesini sağlar.
Bu yüzden geçmişe dönüp her şeye öfkeyle bakmak yerine, yaşadıklarımızdan bir anlam çıkarmak gerekir.
Çünkü hayatın bütün sorularının cevabını bugün bulamayabiliriz.
Bazı cevaplar yarındadır.
Bazıları yıllar sonrasındadır.
Bazıları ise yalnızca Allah’ın ilmindedir.
Öyleyse kalbimizi fazla yormayalım.
Gücümüz yettiğince çalışalım, sevelim, iyilik yapalım, hakkı gözetelim, kimsenin kalbini kırmamaya gayret edelim.
Sonra da başımıza gelenler karşısında başımızı eğip şöyle diyelim:
Ferman Allah’ın…
Biz kuluz.
Bazen biliriz, bazen bilemeyiz.
Bazen kazanırız, bazen kaybederiz.
Bazen güleriz, bazen ağlarız.
Ama bütün yolların sonunda aynı gerçeğe varırız:
Takdir Allah’ındır.
O hâlde gönlümüz kırık olsa da umudumuz kırılmasın.
Bir kapı kapanmışsa başka bir kapının açılabileceğine inanalım.
Bir yol bitmişse yeni bir yolun başlayabileceğini bilelim.
Ve bugün içimiz yanıyorsa, yarının ne getireceğini bilmeden Rabbimize güvenelim.
Çünkü insanın göremediğini Allah görür.
İnsanın bilemediğini Allah bilir.
İnsanın yetişemediği yere Allah yetişir.
İnsanın sustuğu yerde Allah kalbinin sesini bilir.
Ferman Allah’ın…
Bize düşen ise;
gayret etmek, sabretmek, dua etmek ve O’na güvenmektir.
Gerisini zamana değil,
Allah’ın takdirine bırakmaktır.