Yusuf Tekin, 2013–2018 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yaptı.

04 Haziran 2023’ten bu yana ise Millî Eğitim Bakanı olarak görev yapmaktadır.
Cumhuriyet tarihinin 67. bakanıdır. Ancak en başarısız ve en liyakatsiz bakanlardan biri olarak tarihe geçmiştir.


Eylül 2023’ten bu yana, son günlerde yaşanan olaylarla birlikte okullarda 46 şiddet vakası yaşandı.

Yusuf Tekin’in bakanlığı döneminde 37 öğretmen ya da öğrenci hayatını kaybetti.
Mersin’de bir ortaokul öğrencisi okul müdürünü tüfekle vurdu.

İstanbul Çekmeköy’de, 2 Mart 2026 tarihinde Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görevli 44 yaşındaki biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 17 yaşındaki öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetti.

Siverek’te bir okulda meydana gelen silahlı saldırıda aralarında öğrenci, öğretmen ve bir polis memurunun da bulunduğu 16 kişi yaralandı.

Kahramanmaraş’taki bir ortaokulda 14 yaşındaki bir öğrencinin düzenlediği silahlı saldırıda 8’i öğrenci, 1’i öğretmen olmak üzere 9 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı.

Yusuf Tekin de tekin değil


Uzun yıllardır Millî Eğitim Bakanlığı’nı yöneten Yusuf Tekin’in, yönettiği bakanlığa öğretmen ya da yönetici olarak atanma yeterliliği bulunmamaktadır.

Liyakat yok, usul yok; pedagojik yaklaşım yok, okul yönetimi yok, sınıf yönetimi yok.
Peki ne var?


Gereksiz tartışmalar…


2026’da Karaman’da yaptığı bir konuşmada, 2002 öncesi okullarda tuvalet olmadığını ifade etti.


Laiklik konusunda yoruma açık ve tartışma yaratan açıklamalar yaptı.
Cumhuriyet konusunda dolaylı eleştirileri gündeme getirdi.


Cemaatlerle iş birliği protokolleri tartışma konusu oldu.


Unuttuğumuz gerçek


Yıllardır görmezden geldiğimiz bir gerçek var:


Biz eğitimden ne istediğimizi unuttuk.
İnsani değerleri geri plana attık, sınavı merkeze koyduk.


Diplomayı büyüttük, karakteri küçülttük.
Ve şimdi ortaya çıkan tablo karşısında şaşkınız.


Oysa bu sonuç sürpriz değil.


Bu, bilinçli ya da bilinçsiz tercihlerimizin doğal sonucudur.


Son yaşanan trajik olaylar bize açıkça şunu söylüyor:


Bu mesele münferit değil, sistemiktir.
Ve bu sistem uzun süredir alarm veriyor.
Eğitim ne içindir?
Eğitim sadece bilgi aktaran bir mekanizma değildir.
Eğitim, insan yetiştirir.
İyi insan, iyi yurttaş, iyi evlat…
Ama biz bu tanımı değiştirdik.
Başarıyı puanla ölçtük.
Çocuğu sınav yarışına soktuk.
Okulu bir “gelecek garantisi” değil, bir “rekabet alanı” haline getirdik.
Ve en kritik hatayı yaptık:
Değerleri “ekstra” gördük.
Saygı, empati, hoşgörü…
Bunları öğretilmesi gereken unsurlar olarak değil, kendiliğinden oluşacak özellikler gibi kabul ettik.
Oysa öyle değil.
Bugün ortaya çıkan tablo, tam da bu ihmalin sonucudur:
Diplomalı ama yönsüz, bilgili ama öfkeli, başarılı ama mutsuz bir nesil.


Sistem nasıl çöker?


Eğitim sistemi bir anda çökmez.
Yavaş yavaş çözülür. Kurallar gevşer Disiplin zayıflar otorite sorgulanır

Sistem güven kaybeder Liyakat kaybolur
Ve bir gün gelir, artık kimse sistemi ciddiye almaz.


Bugün geldiğimiz nokta tam olarak budur.
Okullarda yaşanan şiddet olayları, öğretmenlerin yalnızlaşması, öğrencilerin aidiyet kaybı…


Bunlar ayrı ayrı sorunlar değil, aynı zincirin halkalarıdır.
Çünkü bir sistemde kural uygulanmıyorsa, öğretmen desteklenmiyorsa, öğrenci anlam bulamıyorsa orada boşluk oluşur.
Ve boşluk hiçbir zaman boş kalmaz.
Ya kaosla ya da şiddetle dolar.
Sorun gençlik değil
En kolay açıklama şudur:
“Gençlik değişti.”
Ama bu doğru değil.
Gençlik her zaman değişir.
Asıl soru şudur:
Sistem bu değişimi yönetebiliyor mu?


Eğer yönetemiyorsa, sorun gençlikte değil, sistemdedir.


Bugün öğrencinin öğretmene karşı sınır tanımaması, velinin çocuğunu koşulsuz savunması, okulun disiplin kurmakta zorlanması…


Bunların hiçbiri tek başına açıklanamaz.
Bu bir tablodur.
Ve o tabloyu oluşturan şey, yıllardır biriken politikalar, ihmaller ve yanlış önceliklerdir.


Eğitim neden geride kaldı?
Eskiden eğitim hayatın önündeydi.
Bugün ise gerisinde.
Sistem sürekli değişti ama istikrar sağlanamadı.
Sınıfta kalma uygulaması var ama milyonlarca öğrenci içinde sınıfta kalan yok.
Üniversite mezunu sayısı arttı ama kalite tartışması büyüdü.


Çünkü mesele sayı değil, anlamdır.
Bir öğrenci okula neden gittiğini bilmiyorsa, okul sadece bir zorunluluk haline gelir.


Zorunluluk hissi ise zamanla direnç üretir.
Direnç, kontrol edilmezse şiddete dönüşür.
En Tehlikeli Nokta: Normalleşme
En büyük risk şudur:
Şiddetin sıradanlaşması.
Bir öğretmene saldırı, okullara saldırı haberi birkaç gün konuşulup unutuluyorsa, bu sadece bir olay değil, bir eşiktir.


Çünkü toplumlar alıştıkları şeyleri sorgulamayı bırakır.
Ve eğitimde şiddet normalleşirse, yarın hiçbir otorite ayakta kalamaz.
Yeni bir sayfa mümkün mü?
Evet, mümkün.
Ama kolay değil.
Bu sadece bir eğitim politikası değil, toplumsal bir dönüşüm meselesidir.
• Eğitim yeniden insan merkezli olmalı
• Disiplin uygulamayla sağlanmalı
• Öğretmen güçlendirilmelidir
• Öğrenciye davranış da öğretilmelidir
• Aile sistemin içine dahil edilmelidir
• Liyakat esas alınmalıdır
Ve en önemlisi:
Eğitim deneme tahtası olmaktan çıkmalıdır.

Son Söz
Eğitim bir ülkenin geleceğidir.
Bu cümle çok söylendi ama yeterince anlaşılmadı.
Eğitimde yapılan her hata, yıllar sonra toplumda karşılık bulur.
Bugün yaşananlar bir uyarı değil, bir sonuçtur.
Ve bu sonuç ciddiye alınmazsa, yarın konuşacağımız şey sadece eğitim olmayacak.
Bir neslin kaybı olacak. Kayıplarımızın ruhu şad olsun.


Yusuf Tekin istifa…


Mustafa ANAYURTLU
Uzman Öğretmen/Eğitim Yön.Bilim Uzmanı
Kocaeli İYİ Parti Eğitim Politikaları Başkanı