Bir öğrenci grubu ile Yassıada'yı veya 2013 yılında verilen yeni ismi ile “Özgürlük ve Demokrasi Adası”nı gezme imkânı buldum.

Bizans’ın sürgün, Osmanlı’nın terk ettiği bu ada güneşli güzel bir havaya rağmen hala yaslı idi. Ya da bana öyle geliyordu.
İngiltere’nin İstanbul sefiri Sir Henry Bulwer, 1859’da adayı satın almış, adada bazı garip kale görünümlü binalar inşa ettirmiş ve ziraat yaptırmıştır.

Daha sonra ada, Mısır Hıdivi İsmail Paşa’ya satılmış; İsmail Paşa da adanın imarı ile ilgilenmemiştir.

Yassıada, 1947 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış burada modern bir deniz eğitim tesisi kurulmuştur.

Ama ada Türk tarihine, 1960 darbesinden sonra devrik Demokrat Parti’nin yargılanması ile girmiştir.
Eni 185, boyu 740 metre olan, Sivri Ada’nın yanında yer alan yassı görünümlü adanın, küçük yığma taş yapılı iskele binasından adaya girdik.

İlk karşımıza çıkan bina; Sultan Abdülmecid’in izniyle adayı satın İngiliz elçisi Henry Bulwer’un Aziz Ignatius Manastırı’nın kalıntıları üzerine inşa ettirdiği İstanbul’un tek şatosu olan Henry Bulwer Şatosu bizi karşılıyor.

Bu şatoya çıkmadan sağdan sahile yakın duvarda, yargılanan 592 milletvekilini temsilen metal tablolar ve duvara yerleştirilen o döneme ait valizlerin görerek 100 metre ilerideki Yassıada yargılamalarının yapıldığı spor salonuna gittik.


Deniz Kuvvetleri spor salonunda, ihtilal yönetiminin kurduğu “Yüksek Adalet Divanı”, Demokrat Partili Cumhurbaşkanını, başbakanını, bakan ve milletvekillerini yargılamıştır. Bu salona girince tribünlere oturuyorsunuz ve o günkü yargılama sahnesi başlıyor.

Yüksek tarafta Adalet Divanının başkanı Salim Başol ortada, diğer üyeler sağında ve solunda sıralanmışlar. Hemen karşılarında da yargılanan Demokrat Partililer. Yandaki masada ise ada komutanı Albay Tarık Güray yerini almış.

Projeksiyonda çizgi karakterlerle yargılamadan bir kesit başlıyor. Salim Başol sertçe sorularını sorarken bütün kibarlığıyla sorulara cevap veren bir Menderes’i seyrediyoruz.

Bu sahnelerde bile insan yönetimsel hataları da olsa bir ülkeyi on yıl yönetenlerin böyle tutumlara muhatap olmasına üzülüyor. “Hasan Polatkan Spor Salonu ve 27 Mayıs Müzesi” olan bu spor salonundan hüzünle ayrılıyoruz.


2015 ile 2018 yılları arasında gerçekleştirilen çalışmalarla Yassıada tamamıyla müze ada haline getirilmiş. Demokrasi Meydanı’nda, bir havuz etrafında üç demokrasi şehidinin metal objeleri yer alıyor.

Bu meydanın bir tarafında bulunan Adnan Menderes Kongre Merkezi’ne dışarıdan bakarak, Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi'ne girdik.


Toplam üç kattan oluşan Demokrasi ve Özgürlükler Müzesi, demokrasinin Türkiye için ifade ettiği demokratik adımlar ve antidemokratik müdahaleler kronolojik olarak bu müzede yansıtılmaktadır.

II. Mahmut devrinde devlet ve ayanlar arasında “Sened-i İttifak” adlı sözleşme imzalanması ile başlayan demokratikleşme serüveni, Tanzimat Fermanı, Teşkilat-ı Esasi adıyla da bilinen Kanun-i Esasi (ilk Türk Anayasası), II. Meşrutiyet, cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan demokratikleşme hareketleri, çok partili hayata geçiş ve sonrasında gelen antidemokratik kesintiler, yazılı ve görsellerle anlatılmaktadır.


Demokrasi ve Özgürlük Müzesi’nin arka tarafında, adanın uç kısmına otel inşa edilmiş. Adanın uç kısmındaki “Demokrasi Feneri”, demokrasimize gösteremediği yolu, gemi adamlarına göstermeye devam ediyor.


Demokrasi ve Özgürlük Müzesi’nden, adanın kalbinde yapılmış Fatin Rüştü Zorlu Camii’ne doğru ilerliyoruz. Yemyeşil açık alanlarda heykeller ve objeler de dikkat çekiyor.


İki yumruğun arasındaki gözleri bağlı dev kafası ile “Adaletin Körlüğü” heykeli, sonra iki dev elin üzerinde duran ip ile “Urgana Yenik Düşmek” heykeli, yeşil çimenlerin ve ağaçların arasında dev bir eski radyo, metallerden ve taşlardan yapılmış değişik görseller ile adada yaşanan acı hatıraları günümüze taşımış.


Adanın eski görüntülerini içeren tabloların da bulunduğu “Karanlıktan Aydınlığa Açık Hava Sergisi” ise adanın geçmişten bugüne tarihini görsel ve yazılı olarak anlatmaktadır.

Bu serginin yer aldığı binanın duvarlarına birçok dilde yazılmış "demokrasi" kelimesi dikkatimizi çekiyor.


Adanın diğer bir köşesinde de etrafı dikenli tellerle çevrili mektuplar ve büyük bir tüy kalemden oluşan “Yerine Ulaşmayan Mektuplar Anıtı” yer almaktadır.

Dönemin acı hatıralarını simgeleyen bu anıt, sansüre takıldığı için muhatabına ulaşamayan mektuplardan yola çıkılarak yapılmış.


Yargılamaların yapıldığı dönemde subay yatakhanesi olarak kullanılan bina, “Adnan Menderes Müzesi” olarak düzenlenmiştir.

Müzenin girişindeki duvarda, Adnan Menderes'in "Yeter söz milletindir!" ifadesi bizi karşılıyor.

Adnan Menderes’in çocukluğunu geçirdiği babaannesine ait evin replikasından başlayarak, yargılama dönemindeki iç dünyasının tasvirlerine kadar, hayatından ve siyasi serüveninden kesitlerin her bir odada ayrı ayrı gösterildiği iki katlı binadan iskeleye doğru hareket ediyoruz.
Henry Bulwer Şatosunun yanında bulunan tarihi su sarnıcını da görerek şatonun içinden adaya çıktığımız iskelenin önünde toplanarak geldiğimiz gemi ile yaslı adadan ayrıldık.


Demokrat Parti İstanbul milletvekili olduğu için 27 Mayıs Darbesi sonrası Yassıada'da tutuklu olan Faruk Nafiz Çamlıbel'in dizileri ile yazıyı bitiriyorum.

YASSIADA
“Bilmiyor gülmeyi sakinlerin binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada"