İnsan bazen öyle yorulur ki ne dinlenmek ister ne de bir yerlere gitmek… Sadece biraz susmak, biraz uzaklaşmak, biraz da kendisiyle baş başa kalmak ister. Çünkü bazı yorgunluklar bedenin değil, ruhun taşıdığı yüklerden kaynaklanır. Ne bir uyku giderir onları ne de birkaç günlük tatil. İçinde biriken kırgınlıklar, yarım kalmış hayaller, söylenememiş sözler ve zamana yenik düşmüş umutlar vardır insanın omuzlarında.

Yorgunum yıllar… Hem de öyle böyle değil. Kaç mevsim geçti üzerimden, kaç baharı beklerken sonbahara uyandım. Kaç kez yeniden başlamak istedim, kaç kez hayatın karşıma çıkardığı engellerle mücadele ettim. Bazen güldüm, içimde fırtınalar koparken; bazen sustum, anlatacaklarım boğazıma düğümlenirken. Herkes beni güçlü sandı. Oysa kimse gecenin bir yarısında içime çöken ağırlığı, kimseye göstermediğim gözyaşlarımı bilmedi.

Yıllar, benden neler alıp götürmediniz ki… Gençliğimin heyecanını, gözlerimin ışıltısını, yarınlara dair kurduğum nice güzel hayali alıp götürdünüz. Bir zamanlar dağları aşabileceğime inanırken bugün bazen kendi içimdeki yokuşları çıkmakta zorlanıyorum. Eskiden küçük şeylerle mutlu olan yüreğim, şimdi büyük kayıpların sessizliğinde teselli arıyor.

Ne çok insan uğurladım hayatımdan. Kimi bir selam bırakıp gitti, kimi ardına bile bakmadı. Kimi dost bildiğim yerden yaraladı, kimi hiç tanımadığım hâlde gönlüme merhem oldu. Anladım ki insanın hayatındaki herkes yol arkadaşı olmuyormuş. Bazıları yalnızca bir mevsimlikmiş. Bazıları da ömür boyu unutulmayacak bir iz bırakıp gidiyormuş.

Bir de özlemler var içimde… Adını her an anamadığım, yokluğuna alışamadığım, hatıralarıyla yaşadığım insanlar var. Bazen bir fotoğraf, bazen eski bir şarkı, bazen de tanıdık bir sokak çıkar karşıma. Bir anda geçmişe dönerim. Sanki zaman durur, her şey yeniden yaşanır. Sonra gerçekler kapımı çalar. Anlarım ki bazı insanlar hatıralarda yaşar, bazı kavuşmalar ise yalnızca hayallerde kalır.

Yorgunum yıllar… Ama hayata küskün değilim. Çünkü bütün yorgunluklarıma rağmen hâlâ içimde güzel günlere dair küçücük bir umut taşıyorum. Hâlâ bir güzel sözün insanı iyileştirebileceğine, samimi bir tebessümün karanlıkları aydınlatabileceğine inanıyorum. Hâlâ iyiliğin, merhametin ve vefanın bu dünyada bir karşılığı olması gerektiğini düşünüyorum.

Artık kimseden büyük beklentilerim yok. Ne alkış istiyorum ne de herkes tarafından anlaşılmayı… Biraz huzur, biraz samimiyet, biraz da gönül rahatlığı istiyorum. Beni olduğum gibi kabul eden birkaç insan, başımı yastığa koyduğumda içimi kemiren pişmanlıkların olmadığı bir gece istiyorum.

Biliyorum, geçen yılları geri getirmek mümkün değil. Kaybolan gençliği yeniden yaşamak, gidenleri geri çağırmak, kırılan her şeyi eskisi gibi yapmak da mümkün değil. Ama insan, ömrünün kalanını daha anlamlı yaşayabilir. Kendine geç kalmadan, sevdiklerine sarılmayı ihmal etmeden, söyleyeceklerini yarına bırakmadan…

Şimdi dönüp arkama baktığımda görüyorum ki ömrüm bir mücadeleyle geçmiş. Bazen yenilmişim, bazen ayakta kalmışım. Bazen ağlamışım, bazen gözyaşlarımı içime akıtmışım. Ama ne olursa olsun yürümüşüm. Çünkü hayat, insanın yorulmasına aldırmadan yoluna devam ediyor.

Ey yıllar! Sizden tek bir isteğim var artık. Bundan sonra karşıma çıkardığınız günler, geçmişin acılarını aratmasın. Biraz huzur, biraz mutluluk, biraz da gönül ferahlığı bırakın ömrümün kalanına.

Çünkü ben artık yarışmak istemiyorum hayatla. Kimseye bir şey ispatlamak, herkese yetişmek, her yarayı sarmak istemiyorum.

Sadece yaşamak istiyorum… İçten bir gülümsemeyle, korkusuzca, huzur içinde…

Yorgunum yıllar, çok yorgunum. Ama hâlâ umudumu kaybetmedim. Belki de insanın en büyük gücü budur: Bunca kırgınlığa, bunca kayba ve bunca yorgunluğa rağmen içinde yeniden doğacak bir güne inanabilmek.