29 Ekim 2026 Perşembe günü Cumhuriyetimizin 103. Yıl kutlamaları çerçevesinde anıtkabir ziyareti sırasında İYİ Parti genel başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli’nin koluna girmesi ve İYİ Parti Genel başkan yardımcısı, Samsun milletvekili Erhan Usta’nın kendisine ait sosyal medya hesabından “ben bunu kabul etmiyorum” şeklindeki paylaşımı bir anda ülke gündemini değiştirdi.
Bu hadiseden bir gün sonra İYİ Parti genel başkanı Dervişoğlu’nun yaptığı açıklama ve o açıklamaya Erhan Usta’nın verdiği cevap hepimizin gözleri önünde cereyan ettiğinden bir kez daha burada yazmaya gerek duymuyoruz.
Bizim burada anlatmaya çalışacağımız daha çok siyasetin acımasız yüzü ile ilgilidir.
Türkiye’de var olan çok sayıdaki siyasi partileri net bir şekilde incelediğimizde çok büyük bir bölümünün var olan bir siyasi partiden ayrılan siyasetçiler tarafından kurulduğunu göreceksiniz.
Bir siyasi partiden ayrılıp yeni parti kuranların büyük bir kısmı ayrıldıkları partinin programını beğenmediklerini partinin başındaki siyasetçinin artık kendileri gibi düşünmediklerini söyledikten sonra yola devam ederler.
Aslında 03 Kasım 2002 tarihine kadar siyasetçilerin özellikle de siyasi parti genel başkanlarının diğer partileri çok fazla ötekileştirdiklerine şahit olmuyorduk.
Siyasi partiler arasında elbette rekabet olur.
Kurulan tüm siyasi partilerin temel hedefi iktidara gelmektir.
Buraya kadar bir sıkıntı yok.
Ancak var olan siyasi partilerin kendi tabanlarını konsolide etmek adına siyaseti rekabetten çıkartıp düşmanlığa doğru yönelttikleri anda iş başka noktalara doğru gitmiş oluyor.
Şu an kutuplaşmanın en derin bir şekilde yaşandığı günlerin içerisindeyiz.
Biz kendimizi bildik bileli siyasetin içerisindeyiz.
Son dönemlerde AK Parti ile MHP arasında bir siyaset birliği güç birliği var.
Bu birliktelik “Cumhur ittifakı” isminde hayat bulmuş durumda.
Böyle bir birliktelik kuran iki parti var olan diğer partilere nerede ise hayat hakkı tanımayacak durumda.
Dikkat edin MHP’li bir siyasetçi İYİ partili bir siyasetçiye selam vermiyor.
Cenazelerine gitmiyor.
Bayramlaşmada bir araya gelmiyorlar.
Belirttiğimiz gibi iş siyasi rekabetten çıkmış ezeli düşmanlığa doğru gitmiş.
Dün aynı idealler etrafında mücadele edenler bugün birbirlerine selam bile vermiyorlar.
Bürokratlar ise “ne olur ne olmaz” diyerek muhalefet partilerinde siyaset yapanların yakınından bile geçmiyor.
Böyle olunca iktidar tarafı da muhalefet tarafı da burnundan soluyor.
Yumruklar sürekli sıkılı.
Böyle bir noktada bir siyasi partinin genel başkanı diğer bir siyasi parti genel başkanının koluna giriyor.
Son derece insani bir davranış.
Ancak bir anda kızılca kıymet kopuyor.
Sürekli bir kavga hali tartışma ortamı bekleniyor.
Peki bu kavga nereye kadar devam edecek?
Biz ne ara rakip olmaktan düşman olma noktasına geçtik.?
Hadis-i Şerif “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, yine sizler birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” buyuruyor.
Ancak dinleyen yok anlayan yok.
Bu tür davranışların hiç kimseye de bir faydası yok.
Zarardan başka.