Hayat kimine gülüyor, güldürüyor…
Kimine de gülmüyor, sessiz sessiz öldürüyor.
Kimi sabaha umutla uyanıyor;
penceresini açtığında güneş yüzüne vuruyor.
Kimi ise aynı sabaha, yüreğinde koca bir karanlıkla gözlerini açıyor.
Güneş doğuyor ama onun içine doğmuyor.
Hayatın garip bir terazisi var sanki…
Birine mutluluk verirken diğerinden huzurunu alıyor.
Birinin sofrasına bereket koyarken,
bir başkasının önünden ekmeğini çekiyor.
Birine sevdiğini ömür boyu yanında tutmayı nasip ediyor,
bir başkasına sevdiğini toprağa emanet etmeyi öğretiyor.
Kimi kahkahalarla anlatıyor geçmişini,
kimi geçmişini anlatmaya kalksa gözleri doluyor.
Kimi “Ne güzel günlerdi…” diyor,
kimi “Keşke o günlere hiç dönmeseydim…” diye susuyor.
Ama hayat işte…
Kimsenin kapısını aynı şekilde çalmıyor.
Kimi gençliğini doyasıya yaşıyor,
kimi genç yaşında hayatın yükünü sırtlanıyor.
Kimi seviliyor, değer görüyor, baş tacı ediliyor;
kimi ise bir ömür boyunca “Ben nerede yanlış yaptım?” diye kendini sorguluyor.
En acısı da şu:
İnsan bazen yaşarken ölmeyi öğreniyor.
Bir sevdiğini kaybediyorsun…
Bir hayalin yarım kalıyor…
Bir dostun uzaklaşıyor…
Bir kapı yüzüne kapanıyor…
Bir zamanlar “Benim” dediğin insanlar,
bir gün yabancın oluyor.
Ve sen hâlâ nefes alıyorsun.
Dışarıdan bakana göre yaşıyorsun.
Ama içinde bir şeyler çoktan susmuş oluyor.
İşte hayatın en ağır tarafı da burada başlıyor.
İnsan her zaman mezara girince ölmüyor.
Bazen bir hatıranın içinde,
bazen bir fotoğrafın karşısında,
bazen de gecenin sessizliğinde
içinden bir parça kopunca ölüyor.
Yine de hayat devam ediyor.
Çünkü sabah oluyor.
Çünkü insanlar işe gidiyor.
Çünkü sokaklar kalabalıklaşıyor.
Çünkü dünya, senin acını bilmese de dönmeye devam ediyor.
Sen ise kimseye belli etmeden
kendi yıkıntılarını topluyorsun.
Belki de büyümek budur…
Her şeye rağmen ayağa kalkmak.
Gidenin ardından ağlarken bile kalanlara tebessüm etmek.
İçin kan ağlarken “İyiyim” diyebilmek.
Hayat seni kaç defa yere sererse sersin,
bir gün yeniden doğrulabilmek.
Çünkü hayat kimine gülüyor, evet…
Kimine de acımasız davranıyor.
Ama insanın elinde hâlâ bir şey kalıyor:
Sabır.
Belki bugün yüzüne gülmeyen hayat,
yarın başka bir kapı açar.
Belki bugün kaybettiklerin,
seni yarın daha güçlü bir insana dönüştürür.
Belki de bazı acılar,
insana hayatın değerini öğretmek için gelir.
O yüzden hayat bize ne verirse versin,
kalbimizi tamamen karartmamak gerek.
Çünkü insanın başına gelenler kadar,
başına gelenlere rağmen nasıl kaldığı da önemlidir.
Ve bazı insanlar vardır…
Hayat onlara hiç gülmemiştir.
Ama onlar yine de başkalarına gülümsemeyi seçmiştir.
İşte asıl zenginlik budur.
Hayat kimi güldürür, kimi ağlatır…
Kimi yaşarken öldürür, kimi acıların içinden yeniden doğurur.
Belki de mesele hayatın bize gülüp gülmemesi değildir.
Mesele, hayat bize gülerken de ağlatırken de
insan kalabilmektir.