Bir gün dönüp arkana baktığında, değerini bilmediğin insanların sessizce hayatından çekilip gittiğini göreceksin. İşte o gün anlayacaksın; bazı insanlar gürültüyle değil, sessizlikle veda eder. Ve insanın en derin pişmanlıkları, çoğu zaman o sessizliğin içinde filizlenir.

İnsan, elindeyken kıymet bilmez bazen.

“Nasıl olsa hep yanımda.” diye düşünür. Sevgisini göstermeyi erteler, gönül almayı sonraya bırakır, özrünü geciktirir. Oysa zaman beklemeyi sevmez. Kırılan kalpler bir gün susar; susan kalpler ise çoğu zaman bir daha konuşmaz.

Pişman olursun...

Bir zamanlar seni canından çok seven gözlerin artık sana yabancı baktığını görünce... Adını duyduğunda heyecanlanan bir yüreğin, artık seni anmaya bile gerek duymadığını anlayınca... İşte o zaman ne özrün işe yarar ne de döktüğün gözyaşları.

Sonra eski fotoğraflara dalarsın.

Bir zamanlar içten attığın kahkahaların neden sustuğunu, yanında yürüyen insanların neden artık yanında olmadığını düşünürsün. Ve o an anlarsın ki bazı boşlukları ne zaman doldurabilir ne de başka insanlar kapatabilir.

Çünkü bazı insanlar hayatına bir kez gelir. Giderken yalnızca kendilerini değil, senin en güzel yanlarından birini de beraberlerinde götürürler.

Belki ararsın...

Telefonun diğer ucunda seni bekleyen o tanıdık ses artık yoktur. Belki uzun uzun bir mesaj yazarsın; fakat o mesajın okunmayacağını bile bile gönderirsin. Çünkü kırılan güven, dökülen su gibidir. Ne kadar uğraşırsan uğraş, onu eskisi gibi avuçlarında tutamazsın. Geriye yalnızca ıslak ellerinde kalan pişmanlık kalır.

Hayat, insana yaptığı hataların hesabını er ya da geç sorar. Kimi vicdanıyla öder bu bedeli, kimi yalnızlığıyla... Ama en ağır mahkeme, insanın kendi vicdanında kurduğu mahkemedir.

Orada ne yalancı şahit vardır ne de cezayı hafifletecek bir hâkim.

Gururun uğruna kaybettiklerin, belki de ömrün boyunca özlemini çekeceklerin olur. Bir “özür dilerim” demeye çekindiğin anlar, yıllar sonra gözyaşlarına dönüşebilir. Bir “iyi ki varsın” demeyi ertelediğin insanlar ise bir gün yalnızca hatıralarında yaşamaya başlar.

Hayat, ikinci bir şansı her zaman sunmaz.

Bazı trenler yalnızca bir kez geçer. Bazı kapılar bir kez açılır. Bazı insanlar ise hayatına yalnızca bir kez girer ve seni yalnızca bir kez, bütün kalbiyle sever.

Onları kaybettikten sonra söylediğin “Keşke...” hiçbir şeyi geri getirmez.

Çünkü insan bazen yaşadığı acılardan değil, kendi elleriyle kaybettiği güzelliklerden yorulur.

Bu yüzden bugün kıymet bil.

Sevdiğini söylemekten çekinme.

Gönül almayı erteleme.

Hata yaptıysan özür dilemekten utanma.

“İyi ki varsın.” demek istiyorsan bugün söyle.

Çünkü sevgi zamanında gösterildiğinde anlam kazanır. Geç kalan her söz, yarım kalmış bir hikâyenin son cümlesidir.

Öyle bir gün gelir ki, kendi kendine şöyle dersin:

“Keşke biraz daha anlayışlı olsaydım...

Keşke kırmak yerine sarılabilseydim...

Keşke gururumu bir kenara bırakıp özür dileyebilseydim...

Keşke son konuşmamızda sevgimi söyleyebilseydim...”

Ama zaman geriye dönmez.

Geçmiş, hiçbir pişmanlığın elinden tutup geri gelmez. Söylenmemiş sözler söylenmiş olmaz, yarım kalan sarılmalar tamamlanmaz, kaybedilen insanlar da her zaman geri dönmez.

Unutma...

Bazı vedaların dönüşü yoktur.

Bazı suskunlukların telafisi yoktur.

Bazı kayıpların ise adı yalnızca pişmanlıktır.

Ve insanın yüreğinde taşıdığı en ağır yara, çoğu zaman başkasının yaptığı değil, kendi elleriyle sebep olduğu kayıptır.

Pişmanlık, geçmişi değiştiremeyen insanın yüreğinde büyüyen en ağır duygudur.

Ve bazı insanları kaybettikten sonra anlarsın:

Asıl kaybettiğin onlar değil, onların yanında olduğun hâlinmiş.