Yakında çıkacak olan kitabımın güncel yazılarında da belirttiğim gibi(Bir Devrin Anatomisi) memleket olarak 25 yılda dışarıdan gelen hangi dalga varsa onun akıntısına kapıldık ve her seferinde kaybettik.
Hâlbuki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelirken çok büyük vaatlerle vatandaşın karşısına çıkmıştı.
Avrupa kriterlerini yakalamak üzere AB’ye üye olacaktık. Göstermelikte olsa AB ülkeleriyle görüşmeler başlatıldı ama Avrupa kriterleri kendilerine ağır gelmiş olacak ki, bile isteye konu sonuçsuz bırakıldı.
Yokluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edilecek gibi pembe hayallerle millete büyük umutlar verilmişti. Sonra gördük ki bırakın ümit beslemeyi, millet hayal bile kuramaz hale geldi.
Komşularımızla dost olacak sıfır sorun yaşayacaktık. Etrafımızda bir tane dost devlet kalmadığı gibi aksine aleyhimizde: İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti gibi ittifaklar oluştu. Yunanistan, bize ait olan 20 Ege adasını işgal ettiği yetmezmiş gibi şimdi de pervasız bir şekilde bu ittifaka güvenerek karasularını 12 mile çıkarma iddiasının peşinde.
AKP, Kendi hükümetlerinden önceki Ecevit hükümetinin ekonomiden sorumlu devlet bakanı Kemal Derviş’in ekonomi programını 2010 yılına kadar uyguladı ve gerçekten de Türkiye’de gözle görülür şekilde fert başına düşen milli gelirde gözle görülür artışlar kaydedildi. Sonrası malum, hükümet kendi yöntemleriyle devleti şirket gibi yönetmeğe başladı.
2017 referandum öncesi propaganda konuşmalarında: “Verin yetkiyi görün etkiyi” denildi, yetki verildi ama geldiğimiz noktada döviz kuru o günkü değerini bugün 5 misline katladı.
Milletin dilinden, dişinden artırarak Mustafa Kemal Atatürk döneminden 2002 yılına kadar geçen zaman diliminde Türk ekonomisine kazandırılan ne kadar işletme varsa hepsi özelleştirildi ve o gün elde edilen 64,5 milyar dolar döviz, bu günkü dış borcun sadece faizini ödeyebiliyor.(İYİ Parti Balıkesir milletvekili Turhan Çömez)
2000’li yıllara girerken ABD dış ilişkiler sekreteri Türkiye dâhil Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırları değişecek derken biz onu görmezden ve duymazdan geldik. ABD Ortadoğu’ya demokrasi getireceğiz derken, Mısır, Irak, Libya en son olarak Suriye işgal edilirken Eş başkan olarak başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin yardımcısı olduk.
O Libya ki; 1974 Kıbrıs çıkarması başlarken Mersindeki ATAŞ Petrol Rafinerisi üretimi durdurdu ve Libya Lideri Kaddafi, Kıbrıs’a uçan jetlerimize jet yakıtı gönderdi. Peki, buna karşı biz ne yaptık? NATO uçaklarına Libya’yı bombalamaları için İzmir’den kalkış izni verdik.
Yönetimi her ne olursa olsun Suriye, Türkiye için güvenlikli bir ülke idi.
Ama ABD ile birlikte mevcut rejimi yıktık ve başına bir teröristin gelmesine yardımcı olduk.
Üstelik yönetiminde Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan bir de terörist bakan var.
15 yıldır Suriye için harcadığımız maddiyat ve şehit askerlerimizin yanında bugün bir de Suriyeli göçmenler sayesinde Türkiye’nin demografik yapısı tehdit altında.
Yazımı son günlerin güncel ve hayati bir konusuyla bağlamak istiyorum. Türkiye topraklarının büyük çoğunluğuna maden arama sahası olarak ruhsatlar verildi. Artık vatandaşın tapu güvencesi olarak bir umudu kalmadı.
Köylü sabah uyandığında bakıyor ki; tarlası veya ormanı tanımadığı birtakım insanlar tarafından buldozerlerle kazılmaya başlanmış.
Karşı çıktığında devletin jandarmasıyla karşı karşıya kalıyor. Direnenler, kadın kız denilmeden tutuklanıp hapse atılıyorlar.
İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin 24 yılda geldiği NOKTA!