Kuytu bir köşede yapayalnız bir garibanın haykırışlarını duyarsınız ama kimse dönüp bakmaz bile... Artık bakmak bile insanlık görüntüsü sayılıyor. Oysa insanlık, sadece bakmak değil; anlamak, hissetmek ve bir gönle dokunabilmektir.

Yalnız olan yalnızlığıyla kalıyor, ezilen ezildiğiyle kalıyor. Bir ömür boyu yorulan, omuzlarında taşıdığı yüklerle baş başa bırakılıyor. Kiminin gözyaşı içine akıyor, kiminin feryadı sessizliğin içinde kaybolup gidiyor. Ne bir hâl soran çıkıyor karşısına ne de derdine ortak olacak bir gönül. Bu hâliyle ne tanıdık bir el görünür ne de tanıdık bir yüz... Artık gölge bile sana uğramaz olur.

Ne acıdır ki insanlar kalabalıklar içinde daha çok yalnızlaşıyor. Etrafında yüzlerce kişi olsa da derdini anlatabileceği bir insan bulamıyor. Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes kendini anlatıyor ama kimse anlamaya çalışmıyor. Bu yüzden birçok insan sessizliğe sığınıyor. Çünkü bazen susmak, anlaşılmamaktan daha az can yakıyor.

Bir zamanlar insanlar birbirlerinin acılarını paylaşırdı. Kapılar çalınır, hâl hatır sorulur, bir tas çorba bölüşülürdü. Şimdi ise aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin isimlerini bile bilmiyor. Komşuluk unutulmuş, dostluk zayıflamış, kardeşlik menfaatlerin gölgesinde kalmış. İnsanlar birbirinden uzaklaştıkça gönüller de kuraklaşmış.

Oysa bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, anlaşılmaktır. Kimi zaman bir çift güzel söz, kimi zaman samimi bir tebessüm, kimi zaman da omzuna dokunan sıcak bir el... Çünkü bazı yaralar ilaçla değil, merhametle iyileşir. Bazı yalnızlıklar kalabalıklarla değil, samimi bir dostlukla sona erer.

Bir garibanın sessiz çığlığı bazen gökyüzüne yükselir de yeryüzünde duyulmaz. İnsanlar görmezden gelir, kulaklarını kapatır, yollarına devam ederler. Fakat unutulmamalıdır ki insanların duymadığı feryatları Allah duyar. İnsanların görmediği gözyaşlarını Allah görür. Herkes sırtını dönse bile Rabb'in rahmeti kulunu terk etmez.

Bazen insan bütün kapıların yüzüne kapandığını sanır. Her şeyin bittiğini, artık dayanacak gücünün kalmadığını düşünür. Fakat tam da o anda, hiç ummadığı bir yerden bir kapı açılır. Çünkü gecenin en karanlık vakti, sabaha en yakın olduğu andır. İnsan en çok düştüğü yerde ayağa kalkmayı, en çok yorulduğu yerde direnç göstermeyi öğrenir.

Yine de hepimizin kendimize sorması gereken bir soru vardır: Acaba biz, bir garibanın sessiz çığlığını duyduğumuzda ne yapıyoruz? Başımızı çevirip geçiyor muyuz, yoksa onun acısına ortak olabiliyor muyuz? Çünkü hayat uzun bir yolculuktur ve bir gün hepimiz o kuytu köşede unutulmuş, anlaşılmayı bekleyen insanlardan biri olabiliriz.

Belki de insanlığın kurtuluşu büyük sözlerde değil, küçük merhametlerdedir. Bir yetimin başını okşamakta, bir yaşlının elini tutmakta, bir dertlinin hâlini sormakta, bir garibanın yükünü hafifletmektedir. Dünyayı değiştiremeyebiliriz ama bir insanın dünyasını değiştirebiliriz.

Bu yüzden, yolunuz bir gün sessizce acısını içine gömen bir insana düşerse sadece bakıp geçmeyin. Çünkü bazen bir dakikalık ilgi, yıllardır beklenen bir umut olur. Bazen içten söylenmiş bir söz, karanlığa gömülmüş bir gönülde yeniden ışık yakar. Ve bazen uzatılan bir el, bir insanın hayata yeniden tutunmasına vesile olur.

Çünkü bazı insanlar ekmekten önce merhamete, sudan önce şefkate, kalabalıklardan önce ise kendilerini gerçekten anlayacak bir gönle muhtaçtır. İnsan olmak da tam burada başlar; bir başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebildiğin yerde...