Öyle bir geçer zaman ki... Bir gün dönüp arkana baktığında, yılların sessizce avuçlarının arasından kayıp gittiğini fark edersin. Bir zamanlar bitmek bilmeyen günler, şimdi bir hatıranın ince sızısı olur. Dün omuz omuza yürüdüklerin uzaklaşır, kahkahaların yankısı sessizliğe karışır. Zaman, kimseye dur demeden yoluna devam eder.
Çocukluğun koşarak geçtiği sokaklar yerinde durur belki; ama o sokaklarda koşan çocuk artık yoktur. Aynaya her baktığında saçlarına düşen beyazlar, yüzüne işlenen çizgiler sana yalnızca yaşını değil, yaşadıklarını da anlatır. Sevinçler de acılar da aynı takvimin yapraklarına yazılır.
Öyle bir geçer zaman ki... Kırıldığın insanlar unutulur, ama kırgınlıkların izi yüreğinde kalır. Çok sevdiklerin birer birer hayattan çekilir; kimi toprağa, kimi uzak şehirlere, kimi de sessizliğin derinliklerine gider. Geriye, birlikte yaşanmış birkaç güzel anı ve özlem kalır.
Bazen eski bir fotoğraf düşer eline. Sararmış bir kâğıdın üzerinde donup kalmış gülüşler, seni yıllar öncesine götürür. O günlerin kokusu gelir burnuna. Bir annenin sesi, bir babanın nasihati, çocuk kahkahaları, bayram sabahları, dost meclisleri... Hepsi bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. O an anlarsın ki, insan en çok geri gelmeyecek zamanları özlermiş.
Öyle bir geçer zaman ki... Nice hayaller kurarsın, kimisi gerçekleşir, kimisi yarım kalır. Kimi umutların filizlenmeden solar, kimi duaların yıllar sonra kabul olur. Hayat, insana sabrı da öğretir, beklemeyi de, vazgeçmeyi de. Çünkü zaman, en büyük öğretmendir. Sessizdir ama her gün yeni bir ders verir.
İnsan yaş aldıkça kalabalıkların içinde bile yalnız kalabileceğini öğrenir. Herkesin yanında olduğu günler de olur, kimsenin hâlini sormadığı günler de... İşte o zaman insan, kendi sessizliğiyle konuşmayı öğrenir. En büyük yolculuğun kilometrelerle değil, yüreğin içinde yapıldığını anlar.
Öyle bir geçer zaman ki... Gözyaşlarının bile rengi değişir. Gençlikte dökülen gözyaşları hayaller içindir; yaş ilerledikçe dökülenler ise kaybettiklerin için. İnsan, zamanın elinden sevdiklerini tek tek alıp götürdüğünü gördükçe, sahip olduğu her anın aslında büyük bir nimet olduğunu fark eder.
Bir gün çocukların büyür, torunların olur belki. Sen onların gözlerinde kendi çocukluğunu görürsün. Anlatacak çok hikâyen vardır ama dinleyecek kulaklar azalır. Yine de anlatırsın. Çünkü insan, unutulmamak için değil; sevgisini bırakabilmek için konuşur.
İnsan zamanla anlar ki, ömür mal biriktirmek için değil, gönül biriktirmek için verilmiştir. Bir tebessüm, içten edilen bir dua, uzatılan bir el; yıllar geçse de unutulmaz. Çünkü zaman her şeyi eskitir ama iyiliğin izini silemez.
Öyle bir geçer zaman ki... Bugün ertelediğin bir söz, yarın söyleyemeyeceğin bir pişmanlık olabilir. Bu yüzden sevdiklerine sevgini söylemekten, dostlarına değer vermekten, kırgınlıkları onarmaktan vazgeçme. Çünkü zaman geri dönmez; ama geride bıraktıklarımız, bizden sonra da yaşamaya devam eder.
Ve gün gelir, ömrün akşamında insan ardına baktığında ne kazandığı makamları ne de biriktirdiği serveti hatırlar. Hatırladığı; tuttuğu eller, sildiği gözyaşları, ettiği dualar ve gönlünde iz bırakan insanlardır. İşte gerçek zenginlik de budur.
Öyle bir geçer zaman ki... Saatlerin sesi hiç durmaz. Takvim yaprakları usulca eksilir. İnsan da bu uzun yolculuğun sonunda şunu anlar: Hayat, nefes aldığımız yılların toplamı değil; sevdiğimiz, sevildiğimiz ve iz bıraktığımız anların adıdır.
Ve vakit geldiğinde geriye sadece bir isim değil, güzel bir hatıra bırakabilmek... Belki de ömrün en büyük başarısı budur.