"Derdin ne?" diye soruyorlar bazen. Gülümsüyorum. Çünkü bazı dertler anlatılmaz; yaşanır. Kelimeler, yüreğin yükünü taşımaya yetmez. Bir cümleye sığmayan acılar vardır. Bir ömre yayılan sessizlikler vardır.
Derdimi yazmaya kalksaydım, birkaç sayfa yetmezdi. Her satırın arasında bir özlem, her bölümün sonunda bir ayrılık, her noktasında gözyaşı olurdu. Okuyan, bunun bir kurgu olduğunu sanırdı; oysa satırların tamamı hayatın acı gerçeğinden doğmuş olurdu.
Hayat bana bazen en sert yüzünü gösterdi. Güvendiğim insanlar sırtını döndü, beklediklerim gelmedi, gidenler ardına bile bakmadı. En çok da "Yanındayım." diyenlerin sessizce uzaklaşması canımı yaktı. O gün anladım ki insanı ayakta tutan, başkalarının omzu değil; kendi yüreğindeki sabırdır.
İnsan bazen en büyük savaşını kendi içinde verir. Kimse alkışlamaz, kimse görmez. Gündüz güler, gece yastığına dertlerini bırakır. Her "İyiyim." deyişinin ardında anlatılamayan binlerce kırık cümle saklıdır. Sessizlik en yakın dostu, gözyaşları ise en sadık sırdaşı olur.
Nice geceler oldu ki uykular gözlerime uğramadı. Dışarıdan sakin görünen hayatımın içinde fırtınalar koptu. Her acı ruhuma yeni bir iz bıraktı. Bazı yaralar zamanla kapanmadı; sadece onlarla yaşamayı öğrendim. Gülümsemeye devam ettim ama o gülümsemenin ardında yarım kalmış hayaller, tükenmeyen özlemler ve söylenememiş binlerce kelime vardı.
Hayat, kimi zaman en ağır yükleri en sessiz omuzlara yükler. Sabretmeyi öğrenirsin, susmayı öğrenirsin, acının bile bir dili olduğunu öğrenirsin. Sonra anlarsın ki insanı olgunlaştıran mutluluk değil; içinden geçmek zorunda kaldığı fırtınalardır.
Yine de hayata küsmedim. Çünkü biliyordum ki en karanlık gecenin ardından mutlaka bir sabah doğar. Sabır, insanın yükünü hafifletmez belki ama o yükü taşıyacak gücü verir. Her düştüğüm yerden yeniden kalkmayı öğrendim. Kırıldım ama kimseyi kırmamayı öğrendim. Ağladım ama başkasının gözyaşını silmeyi bildim. Kaybettim ama umudu kaybetmemeyi seçtim.
Şimdi biri bana, "Hayat sana ne öğretti?" diye sorsa, tek bir cümle kurarım: İnsan, en çok canı yandığında olgunlaşır. Yaşadığım acılar beni yıkmadı; aksine beni ben yaptı. Kaybettiklerim eksiltti belki ama kazandığım tecrübeler ruhumu zenginleştirdi.
Belki de bazı insanlar mutluluğu yaşayarak değil, acıyı sabırla taşıyarak büyür. Ben de öyle büyüdüm. İçimde konuşan binlerce cümleyi susturarak, kırılan yerlerimi kimseye göstermeden yürüdüm. Her yara bana yeni bir ders verdi, her ayrılık biraz daha olgunlaştırdı, her gözyaşı yüreğime başka bir anlam kattı.
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki yaşadığım hiçbir acı boşuna değilmiş. Hepsi beni daha güçlü, daha sabırlı, daha merhametli bir insan yapmak için yazılmış hayat dersleriymiş.
Evet... Derdimi yazsaydım gerçekten bir roman olurdu. Sayfaları gözyaşıyla ıslanmış, satırları özlemle yoğrulmuş, her bölümünde hayatın izlerini taşıyan bir roman... Fakat o romanın son cümlesi umutsuz olmazdı. Çünkü insan, ne kadar kırılırsa kırılsın, içinde umut taşıdığı sürece yeniden ayağa kalkabilir.
Belki bir gün o roman yazılır. İnsanlar sadece benim hikâyemi değil, kendi suskunluklarını, kendi kayıplarını ve kendi yaralarını da o satırlarda bulurlar. Çünkü bazı dertler bir kişiye ait değildir; insan olmanın ortak kaderidir.
Ve o gün herkes şunu anlayacaktır: Bazı insanlar konuşarak değil, susarak bir ömür anlatırlar. Benim romanımın en uzun cümlesi de belki hiç söylenmeyen sözler olacaktır.