Bazı gönüller vardır ki, yüzlerinde tebessüm taşısalar da içlerinde derin bir keder saklarlar. Onlar, hayatın yükünü sessizce omuzlayan, dertlerini kimseye anlatmadan gecelere emanet eden insanlardır. Gamlı yaslı gönüller, kırılmış ama dağılmamış, yorulmuş ama vazgeçmemiş gönüllerdir.

Kimi sevdiğini toprağa vermiştir, kimi hayallerini. Kimi bir vefasızlığın izini taşır yüreğinde, kimi de yıllardır dinmeyen bir hasretin. Herkes onların güldüğünü sanır; oysa her gülüşün ardında saklanan bir ah vardır. Çünkü bazı insanlar ağlamayı değil, susmayı öğrenmiştir.

Gamlı gönüller, en çok geceleri konuşur kendi kendileriyle. Gündüz kalabalıkların içinde kaybolan dertler, gece olunca birer birer çıkıp gelir. Eski hatıralar kapıyı çalar, yarım kalan cümleler kulaklarda yankılanır. İnsan bazen geçmişin gölgesinden kurtulamaz; ne kadar uzağa gitse de bazı hatıralar yüreğinin bir köşesinde yaşamaya devam eder.

Yaslı gönüller ise bir kaybın sessizliğini taşırlar. Herkes hayatına devam ederken onlar eksilen bir parçanın yokluğunu hissederler. Bir annenin duasında, bir babanın bakışında, bir evladın özleminde, bir dostun hatırasında yaşar o yas. Zaman geçer ama bazı acılar eskimez; sadece insan onlarla yaşamayı öğrenir.

Bazı yaralar vardır ki ne ilaçla iyileşir ne de zamanla tamamen kapanır. İnsan o yaralarla yaşamayı öğrenir sadece. Her sabah aynı eksiklikle uyanır, her gece aynı özlemle gözlerini kapatır. İçinde taşıdığı sızı artık onun bir parçası olur. Ne kadar gizlemeye çalışsa da kalbinin derinliklerinde sessizce yaşamaya devam eder.

Gamlı gönüller bazen yağmuru sever. Çünkü yağmur, onların iç dünyasına benzer. Gökyüzü nasıl bulutlarını taşıyamayıp gözyaşı gibi yağmur döküyorsa, onlar da dökemedikleri gözyaşlarını yağmur damlalarında bulurlar. Islanan sokaklarda kendi yalnızlıklarını görür, rüzgârın uğultusunda kendi iç seslerini duyarlar.

Kimi zaman bir türküde saklıdır bütün dertleri. Eski bir şarkı çalar da yıllardır unutuldu sanılan hatıralar yeniden canlanır. Bir ses, bir koku, bir sokak, bir mevsim... İnsan fark etmeden geçmişe doğru uzun bir yolculuğa çıkar. Çünkü gönül unutmayı değil, özlemeyi bilir.

Öyle insanlar vardır ki herkese umut dağıtırlar ama kendi içlerinde karanlık bir gece yaşarlar. Herkesi teselli ederler ama kimse onların yorgunluğunu fark etmez. Herkes onların güçlü olduğunu düşünür; oysa en çok onlar yorulmuştur hayatın yükünden. Güçlü görünmek zorunda kalan insanların sessiz çığlıklarını çoğu zaman kimse duymaz.

Bir kahve fincanının dibinde kalan telve gibi çöker bazen hüzün insanın içine. Ne anlatılabilir ne de unutulabilir. Kalabalık sofralarda bile yalnız hisseder kendini insan. Etrafında onlarca kişi olsa da, bazı dertlerin sahibi yalnızca gönlün kendisidir. Çünkü her yaranın dili yoktur, her acının sesi çıkmaz.

Gamlı yaslı gönüller bilirler ki hayat bazen insana en sevdiğini sınamak için verir, sonra da sabrını ölçmek için alır. İşte o vakit insan, kader ile yüreği arasında sıkışıp kalır. Bir yanda kabullenmek, diğer yanda özlemek vardır. Ve çoğu zaman özlemek galip gelir.

Fakat gamlı yaslı gönüllerin de bir hikmeti vardır. Acı onları olgunlaştırır. Keder onları insanlara daha yakın kılar. Çünkü yara almayan yaranın ne olduğunu bilemez. Gözyaşı dökmeyen gözyaşının kıymetini anlayamaz. İşte bu yüzden en güzel merhametler, en çok acı çekmiş yüreklerde filizlenir.

Belki bugün gönlün yorgun...
Belki taşıdığın yük omuzlarına ağır geliyor...
Belki de artık dayanacak gücün kalmadığını düşünüyorsun...

Ama unutma ki en uzun geceler bile sabaha kavuşur. En sert kışların ardından bahar gelir. Kuruyan dallar yeniden yeşerir. Rabbim bazen kulunu imtihanlarla olgunlaştırır, bazen de sabrının.