Hayat garip bir yolculuktur.
Kimi insanlar bu yolda bize omuz verir, kimi ise sadece kısa bir süre yanımızdan geçer gider. Ama zaman geçtikçe insan şunu öğrenir:
Giden gerçekten gitmek isteyenmiş, kalan ise kalmaya yürekten razı olan.
Bazı insanlar hayatımıza büyük sözlerle girer.
“Hiç bırakmam” der,
“Her zaman yanındayım” der.
Ama rüzgâr biraz sert esti mi, ilk savrulan yine onlar olur. Çünkü söz vermek kolaydır; asıl zor olan, o sözün yükünü taşıyabilmektir.
Bir gün bakarsın ki kalabalık sandığın hayatın sessizleşmiş.
Birçok kişi yavaş yavaş uzaklaşmış.
Kimi bir bahaneyle, kimi sebepsiz…
İşte o an insanın içi biraz sızlar. Çünkü gidenler sadece insanlar değildir;
bazen umutlar gider, bazen hatıralar, bazen de insanın içindeki çocuk.
Ama zaman çok şey öğretir.
En büyük ders şudur:
Gitmek isteyenin önünde durulmaz.
Çünkü kalbi gitmiş birinin bedeni yanında kalsa bile, o artık seninle değildir.
Ve sonra fark edersin…
Aslında önemli olan gidenler değilmiş.
Önemli olan, bütün fırtınalara rağmen yanında duranlarmış.
Seni sen olduğun için sevenler,
Düştüğünde elini tutanlar,
Sessiz kaldığında bile seni anlayanlar…
İşte onlar kalanlardır.
Hayat bir elektir.
Zaman geçtikçe herkes elenir.
Sahte dostluklar, çıkar üzerine kurulan ilişkiler, yalan sevgiler bir bir dökülür.
Geriye çok az insan kalır.
Ama o az insan, bazen koca bir dünyaya bedeldir.
Bu yüzden insan bir gün şunu öğrenir:
Kimseyi zorla tutmaya değmez.
Kapıyı çarpıp gidene değil, kapıyı kapatmadan yanında kalana kıymet vermek gerekir.
Çünkü hayatın en sade gerçeği şudur:
Giden gider…
Ama gerçekten seven, gerçekten değer veren…
Ne olursa olsun kalır.
Ama insan yine de bazen geriye dönüp bakar.
Bir zamanlar birlikte güldüğü günleri hatırlar.
Omuz omuza yürüdüğü yolları düşünür.
Ve içinden sessizce bir cümle geçer:
“Demek ki bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir ders bırakmak için gelirmiş.”
O ders bazen sabırdır,
bazen güvenmeyi öğrenmek,
bazen de kime kalbimizi emanet etmememiz gerektiğini anlamaktır.
Ve gün gelir insan kalbinin kapısını herkese açmamayı öğrenir.
Çünkü her gelen dost değildir,
her gülen yüz samimi değildir,
her “yanındayım” diyen gerçekten yanında değildir.
Ama yine de insan kalbini tamamen kapatamaz.
Çünkü kalp sevmek için yaratılmıştır.
İnsan bazen kırıldığını bile bile yine sever, yine inanır, yine umut eder.
Belki de insanı insan yapan tam olarak budur.
Kırılmasına rağmen katılaşmamak,
incinmesine rağmen kötülüğe benzememek,
gidenlerin ardından kalbini karartmamaktır.
Çünkü hayatın bir başka gerçeği daha vardır:
Her giden bir boşluk bırakır ama o boşluk sonsuza kadar kalmaz.
Zaman yeni insanlar getirir, yeni dostluklar kurulur, yeni hatıralar yazılır.
Ve bir gün insan dönüp geçmişine baktığında şunu anlar:
Aslında hiçbir şey sebepsiz olmamıştır.
Gidenler gitmesi gerektiği için gitmiş,
kalanlar kalması gerektiği için kalmıştır.
İşte o zaman insanın kalbi biraz daha sakin atar.
Çünkü artık bilir ki hayatın dengesi şaşmaz.
Giden gider…
Kalan kalır…
Ve insan en sonunda,
yanında kalanlarla gerçek hayatını kurar.

Giden rüzgâr gibi savrulup gider,
Kalan yürekte bir çınar gibi durur.
Vefa varsa zaman bile eğilir önünde,
Gerçek dost fırtınada bile kaybolmaz, kalır.