“İlgilenmeyeceğiniz çocukları dünyaya getirmeyin.”

Bu söz çoğu zaman Sokrates’e atfedilir.

Kimin söylediğinden bağımsız, yüzümüze çarpan bir gerçeği var:

Herkes çocuk sahibi olmamalı.

Çünkü çocuk yapmak kolay, büyütmek zor.

Birini dünyaya getirmek birkaç anlık bir karar olabilir ama onun hayatında gerçekten yer almak yıllar süren bir sorumluluktur. Ve herkes bu sorumluluğu almıyor.

Bugün birçok çocuk, maddi olarak büyütülüyor ama duygusal olarak ihmal ediliyor.

Aynı evin içinde, ama yalnız. Konuşulmadan, anlaşılmadan, dinlenmeden büyüyorlar.

Sonra ne oluyor?

Kırılmış insanlar yetişiyor.

Bu bir tesadüf değil. Bu, ilgisizliğin sonucu.

Çocuk sahibi olmak bir “sıradaki adım” değildir.

Ne evliliği kurtarır, ne boşluğu doldurur, ne de hayatı otomatik olarak anlamlı yapar.

Aksine, hazır değilsen her şeyi daha da zorlaştırır.

Bu yüzden mesele basit:

Bir çocuğa zaman, sabır ve gerçek bir ilgi veremeyeceksen, onu dünyaya getirme.

Çünkü çocuk dediğin şey, bir seçenek değil; Bir insanın tüm hayatını şekillendirecek bir başlangıçtır.

Bir çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren sadece beslenmeye ve korunmaya değil, görülmeye ihtiyaç duyar.

Onu gerçekten görmek; duygularını ciddiye almak, korkularını küçümsememek, merakını bastırmamak demektir.

Ama çoğu zaman yetişkinler, kendi yorgunluklarının, hayal kırıklıklarının ve eksik kalmışlıklarının ağırlığıyla bunu yapamaz. Ve farkında bile olmadan, kendi yüklerini çocuğun omuzlarına bırakırlar.

İlgisizlik her zaman bağırmak ya da terk etmek değildir.

Bazen en sessiz haliyle gelir: Sürekli meşgul olmak, dinlememek, “abartıyorsun” demek, hisleri geçersiz kılmak… Çocuk, zamanla şunu öğrenir: “Ben önemli değilim.”

İşte bu düşünce, bir insanın içinde yıllarca yankılanır.

Sonra o çocuk büyür.

Belki başarılı olur, belki güçlü görünür, belki kimseye ihtiyaç duymadığını söyler.

Ama içinde bir yerde, hep eksik kalan bir şey vardır. Sevilmek değil, anlaşılmak ister aslında. Ama nasıl isteyeceğini bilmez. Çünkü ona hiç öğretilmemiştir.

Bu yüzden çocuk sahibi olmak sadece fiziksel bir varlık yaratmak değildir; bir insanın iç dünyasının temelini atmaktır. Ve o temel ne kadar sağlam olursa, o insan da hayata o kadar dengeli tutunur.

Kimse mükemmel bir ebeveyn olmak zorunda değil.

Ama ilgili olmak, çaba göstermek, hatayı kabul etmek ve öğrenmeye açık olmak bir tercih.

Ve bu tercih, bir çocuğun hayatında sandığımızdan çok daha büyük farklar yaratır.

Belki de asıl soru şu olmalı: “Bir çocuk istiyor muyum?” değil, “Bir çocuğun ihtiyacı olan insan olmaya hazır mıyım?”

Çünkü mesele sadece dünyaya birini getirmek değil, onun dünyasında gerçekten var olabilmektir.