İnsanlık garip bir çağın içinde yürüyor.

Öyle bir çağ ki artık insanlar yalnızca şehirleri, ekonomileri ya da sınırları değiştirmiyor; birbirlerinin ruh dengesini, doğanın düzenini ve canlıların yaratılışını da bozabiliyor. Ve en acı tarafı şu: Bütün bunlar artık kimseye garip gelmiyor.

Oysa insan; irade sahibi bir varlık olarak yaratıldı.

Düşünebilen, muhakeme edebilen, “dur” diyebilen bir bilinç verildi ona. Mantığını kullanması, hırsını dizginlemesi, elindeki gücü yıkım için değil denge için kullanması gerekiyordu. Fakat bugün insan, sahip olduğu aklı vicdanla değil çıkarla kullanmaya başladı.

Bir zamanlar insanlar sadece birbirini kırardı; şimdi birbirinin hayat dengesini çökertiyor.

Bir sözle psikolojiyi, bir çıkar uğruna emeği, bir menfaat için güveni yok edebiliyor. İnsan artık sadece kalp kırmıyor; benlik dağıtıyor. Maddiyatı çalmak yetmiyor, maneviyatı da tüketiyor. Ve buna rağmen kendisini “medeniyet” içinde sanıyor. Fakat doğa, insanın sandığı kadar sessiz değildir.

İnsan bozdukça doğa cevap verir.

Hayvanların doğasıyla oynandı.

Daha hızlı üretim için hormonlar verildi, yaşam alanları yok edildi, doğal döngüler parçalandı. İnsan kendi hırsı uğruna hayvanı değiştirdi, hayvanın düzenini bozdu. Ardından bozulan ekosistem virüsleri değiştirdi. Doğal sınırlar yok oldukça hastalıklar daha ölümcül hale geldi. Çünkü doğa intikam almaz; denge kurar. İnsan dengeyi bozarsa bedelini yine insan öder.

Bugün yaşadığımız birçok küresel felaketin temelinde sadece bilimsel hata değil, ahlaki çöküş vardır.

Sorun teknoloji değil; onu kullanan vicdandır.

Sorun güç değil; güce sınır koyamayan insan nefsidir.

İnsanlık büyük binalar yaptı ama küçük vicdanlara sahip oldu. Daha hızlı araçlar üretti ama nereye gittiğini unuttu.

Bilgisi arttı fakat hikmeti eksildi.

Ve en tehlikelisi; kendisini doğanın sahibi sandı. Oysa insan sahip değildir. Emanetçidir. Toprağın, suyun, hayvanın, ağacın ve hatta birbirimizin emanetçisi…

Eğer insan yeniden bu bilince dönmezse; yalnızca iklimler değil, insanlığın ruhu da çökecek.

Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey daha fazla teknoloji değil; daha fazla vicdan, daha fazla merhamet ve daha fazla sınır bilincidir. Çünkü kendini kontrol edemeyen insan, dünyayı da kontrol edemez.

İnsan Kendini Kaybediyor. İnsan artık sadece yanlış yapmıyor. İnsan, doğrudan denge bozuyor.

Birbirinin ruhunu çürüten, güvenini yok eden, emeğini sömüren bir insanlık düzeni kuruldu. Kimse kimseyi yaşatmıyor; herkes birbirini tüketiyor. Doğa ise sessizce çöküyor. Hayvanları değiştirdik.

Toprağı zehirledik. Suyu kirlettik. Virüsleri ölümcül hale getiren ortamları kendi ellerimizle hazırladık.

Sonra korktuk. Oysa korkulması gereken virüs değil; sınırsız insan hırsıdır.

İnsan kendisini dünyanın sahibi sandığı gün felaket başladı. Çünkü sahip olduğunu düşünen korumaz; tüketir.

Şimdi insanlık iki seçenekle karşı karşıya: Ya vicdanını yeniden hatırlayacak, ya da kendi elleriyle hazırladığı karanlığın içinde kaybolacak. İnsan Kendini Kaybediyor. İnsan artık sadece yanlış yapmıyor. İnsan, doğrudan denge bozuyor.

Birbirinin ruhunu çürüten, güvenini yok eden, emeğini sömüren bir insanlık düzeni kuruldu. Kimse kimseyi yaşatmıyor; herkes birbirini tüketiyor. Doğa ise sessizce çöküyor. Hayvanları değiştirdik.

Toprağı zehirledik. Suyu kirlettik. Virüsleri ölümcül hale getiren ortamları kendi ellerimizle hazırladık.

Sonra korktuk. Oysa korkulması gereken virüs değil; sınırsız insan hırsıdır.

İnsan kendisini dünyanın sahibi sandığı gün felaket başladı. Çünkü sahip olduğunu düşünen korumaz; tüketir.

Şimdi insanlık iki seçenekle karşı karşıya:

Ya vicdanını yeniden hatırlayacak, ya da kendi elleriyle hazırladığı karanlığın içinde kaybolacak.

Belki hâlâ geç değildir.

Belki insan yeniden durup kendine şunu sorabilir:

“Ben gerçekten dünyayı mı geliştiriyorum, yoksa sadece kendi hırsımı mı büyütüyorum?”

İnsan bu soruya dürüst cevap verdiği gün, hem doğa nefes alacak hem de insanlık yeniden insan kalmayı başaracaktır.