“Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin.”

Doğan Cüceloğlu

Bu cümle, modern dünyanın çocuk yetiştirme anlayışına sessiz ama güçlü bir itirazdır.

Çünkü bugün çocuklarımızı çoğu zaman başarıya, rekabete ve kusursuzluğa hazırlıyoruz; ama insan olmanın en temel erdemlerinden biri olan merhameti ikinci plana atıyoruz.
Oysa merhamet, öğrenilen bir bilgiden çok hissedilen bir değerdir.

Bir çocuk, karıncaları ezmemeyi bir kural olarak değil, bir canlıya zarar vermemek gerektiğini hissederek öğrenirse; işte o zaman gerçek bir farkındalık kazanır.

Ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen bir çocuk, aslında doğayla kurduğu bağ sayesinde hayata saygı duymayı öğrenir.
Bugün “başarılı” diye tanımladığımız birçok insanın iç dünyasında eksik olan şey tam da budur: başkalarının acısını hissedebilmek.

Oysa merhametli bir çocuk, büyüdüğünde yalnızca kendisi için değil, çevresi için de iyi bir insan olur.

Empati kurar, paylaşmayı bilir, zarar vermekten kaçınır.

Ve belki de en önemlisi, sevgiyi hem hisseder hem de hissettirebilir.
Çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenir.

Eğer biz doğaya saygılıysak, hayvanlara şefkat gösteriyorsak, insanlara karşı nazik davranıyorsak; onlar da bunu doğal bir davranış biçimi olarak benimser.

Ama tam tersi olduğunda, yani sertlik, sabırsızlık ve bencillik ön plandaysa, çocuklar da bunu içselleştirir.


Merhamet, küçük yaşlarda filizlenen bir tohum gibidir.

Ona alan açıldığında büyür, güçlenir ve bir insanın karakterine kök salar.

Bu yüzden çocuklara sadece doğruyu öğretmek yetmez; doğruyu hissettirmek gerekir.
Unutmayalım ki dünya, mükemmel insanlardan çok, iyi insanlara ihtiyaç duyuyor.

Karıncayı ezmeyen bir çocuk, bir gün insanı da incitmemeyi seçecektir.

Bir dalı kırmayan çocuk, kalp kırmamayı da öğrenecektir.
Belki de en büyük başarı, vicdan sahibi bir insan yetiştirebilmektir.