Dağın yamacında, rüzgârın hiç dinmediği bir yerde döner durur dertli dolap... Görünürde su taşır, ama aslında yılların yükünü çeker omuzlarında. Her dönüşünde bir ah çeker gibi gıcırdar, her inleyişinde insanın içine gömdüğü acıları anlatır. Kim bilir kaç sevdalının gözyaşı karışmıştır suyuna, kaç garibin duası yankılanmıştır tahtalarında... Kaç insan gelip geçmiş, derdini ona anlatmış da cevap alamamıştır. Çünkü bazı dertlerin cevabı yoktur; sadece zamana bırakılmış sessizlikleri vardır.
İnsan da biraz dertli dolaba benzer aslında. Dışarıdan bakıldığında ayakta durur, işini yapar, yoluna devam eder. Ama içinde görünmeyen yaralar taşır. Her gün biraz daha yorulur, biraz daha eksilir. Yine de dönmeye devam eder. Çünkü hayat durana değil, dönebilenlere yol verir.
Dertli dolabın sesi kulaklara bir gıcırtı gibi gelir. Oysa dikkatle dinleyenler bilir ki o ses, kırılmış umutların türküsüdür. Yarım kalmış hayallerin, kavuşamamış sevdaların ve söylenememiş sözlerin ağıdıdır. Bir gün yolunuz bir dertli dolabın yanına düşerse, yalnızca dönüp duran çarklara bakmayın. Biraz da kendi içinize bakın. Belki onun anlattığı hikâye sizin hikâyenizdir. Belki o gıcırtının içinde yıllardır susturduğunuz bir özlem saklıdır.
Ama dertli dolabın bir sırrı daha vardır. O, kendisine gelen suyu başkalarına ulaştırır. Kendi sesi hüzünlüdür ama çevresine hayat verir. Tıpkı bazı insanlar gibi... Kendi içlerinde fırtınalar koparken başkalarının yüzünü güldürmeye çalışırlar. Kendi yaralarını saklayıp başkalarının yarasına merhem olurlar. Kimse onların geceleri nasıl ağladığını, hangi acıları sessizce taşıdığını bilmez.
Bazı insanlar vardır; omuzlarında yılların yorgunluğu vardır ama yine de "iyiyim" derler. İçleri kırık, dışları dimdik... Yorgun ama vazgeçmemiş... Sessiz ama tükenmemiş... İşte onlar da birer dertli dolaptır.
Gece çöktüğünde dertli dolabın sesi daha derinden gelir. Çünkü karanlık, saklanan duyguların ortaya çıktığı vakittir. Gündüz insan kalabalıklara karışır, derdini unutur gibi olur. Ama gece olunca yüreğinin kapıları açılır. Hatıralar gelir, özlemler gelir, yarım kalmış cümleler gelir. Kimi zaman bir mezar başında, kimi zaman eski bir fotoğrafa bakarken, kimi zaman da kimsenin hatırlamadığı bir şarkıyı dinlerken yürek yeniden sızlar.
İnsan o vakit anlar ki bazı yaralar kapanmaz, sadece kabuk bağlar. Bazı özlemler bitmez, sadece insan onlarla yaşamayı öğrenir. Bazı acılar unutulmaz, sadece sessizleşir. Dertli dolap döndükçe su taşır, insan yaşadıkça dert taşır. Ne suyun yolu biter ne de gönlün yükü...
Fakat yine de umut vardır. Çünkü sabah her gecenin ardından doğar. Bahar her kışın ardından gelir. Ve Rabb'in rahmeti, en karanlık gecelerden bile daha büyüktür. Bu yüzden dertli dolabın sesi yalnızca bir ağıt değildir; aynı zamanda sabrın sesidir. Yıkılmadan ayakta kalmanın, kırılmadan devam etmenin, düştüğü yerden yeniden doğrulmanın sesidir.
Belki de insanın gerçek büyüklüğü, hiç dert yaşamamakta değil; dertleriyle birlikte yürümeyi öğrenmektedir. Çünkü hayat, yükü olmayanların değil; yüküne rağmen yoluna devam edenlerin hikâyesidir.
Ve dertli dolap dönerken sanki şunu fısıldar:
"Ey insanoğlu... Ben nasıl yıllardır dönüp duruyorsam, sen de hayatın içinde dönüp duracaksın. Kimi zaman sevinecek, kimi zaman üzülecek, kimi zaman yorulacaksın. Ama unutma; su akar yolunu bulur, sabreden kul da bir gün huzurunu bulur."
Dertli dolap döner... Rüzgâr eser... Yıllar geçer...
Ama insanın yüreğinde sakladığı bazı dertler, zaman geçse de yaşamaya devam eder. Ve bazen en büyük feryatlar, hiç duyulmayan sessizliklerin içinde saklı kalır.
Dertli dolap
MEHMET HATİP DENEK
Yorumlar