Birkaç gündür memleketim Şanlıurfa'dayım.

Hasretini yıllarca yüreğimde taşıdığım topraklara yeniden ayak bastım. Akrabalarımla, dostlarımla kucaklaştım. Aynı sofrada ekmeğimizi bölüştük, aynı çayın buharında geçmişi konuştuk. Kimi zaman kahkahalar yükseldi, kimi zaman bir isim anıldığında sessizlik çöktü. Çünkü bazı insanlar aramızdan ayrılsa da, hatıraları hâlâ bizimle yaşamaya devam ediyor.

Sonra köyüme gittim...

Çocukluğumun geçtiği dar sokaklarda ağır ağır yürüdüm. Bir zamanlar koşarak geçtiğim yollar şimdi beni sessizce karşıladı. Gençliğimin umutlarını bıraktığım bahçelere girdim. Her ağaca, her taşa, her patikaya uzun uzun baktım. Sanki hepsi beni tanıyor, yıllar sonra yeniden gelen eski bir dostu selamlıyordu.

Sonra Fırat'ın kıyısına indim...

Akan suyu seyrettim. Dalgaların sesi, çocukluğumdan kalan bir ninni gibiydi. Nehir aynı nehirdi; ama onu seyreden gözler artık bambaşka gözlerdi. Çünkü insan büyüdükçe sadece yaşı değil, özlemleri de büyüyor. Yıllar insanın saçlarına ak düşürürken, kalbine de derin izler bırakıyor.

Her adımım beni geçmişe götürdü.

Bir kapının önünden geçerken çocukluğumu gördüm. Bir ağacın gölgesinde dedemle ettiğim sohbetleri hatırladım. Bir avluda ninemin duası yankılandı kulaklarımda. Annemin şefkat dolu sesi, babamın güven veren bakışı sanki bir anlığına yanı başımdaydı. Gözlerimi kapattım; hepsi oradaydı... Açtığımda ise geriye sadece sessizlik kalmıştı.

İşte o sessizlik, insanın yüreğine en ağır gelen sestir.

Anladım ki zaman yalnızca yılları götürmüyor; insanın en kıymetli parçalarını da usul usul alıp götürüyor. Bir zamanlar kalabalık olan sofralar eksiliyor. Bayram sabahları sessizleşiyor. Kapısını çaldığımız evlerin bazıları kapanıyor. Bir zamanlar adını her gün andığımız insanlar, artık dualarımızda yaşamaya başlıyor.

Memleket bana bir kez daha şunu öğretti:

İnsan aslında doğduğu yeri değil, o yere anlam katan insanları özlüyor. Toprağı vatan yapan, suyu aziz kılan, sokakları güzel gösteren taşlar değil; o taşların üzerinde yürüyen sevdiklerimizin ayak izleriymiş.

Bugün dönüp baktığımda çocukluğum bana gülümsüyor. Gençliğim uzaktan el sallıyor. Ama onların arasında en çok da yokluğuyla içimi acıtan insanlar duruyor. Keşke bir kez daha dedemin elini öpebilseydim. Keşke ninemin duasını yeniden duyabilseydim. Keşke anneme bir kez daha sarılabilseydim. Keşke babamın nasihatlerini yeniden dinleyebilseydim.

Hayat insana bazı "keşke"leri çok geç öğretiyor.

Şimdi ayrılık vakti yaklaşırken biliyorum ki bu topraklardan sadece ben ayrılmıyorum. Çocukluğum yine bu köyde kalıyor. Gençliğimin izleri yine bu yollarda kalıyor. Fırat'ın rüzgârı yine yüzümü arıyor. Ben ise yanıma sadece birkaç eşya değil; özlemi, hüznü, duaları ve ömür boyu unutamayacağım hatıraları alıp gidiyorum.

Belki yine geleceğim...

Yine aynı yollarda yürüyeceğim, yine Fırat'ın kıyısında oturacağım. Ama biliyorum ki hiçbir dönüş, insanı özlediği bütün insanlara yeniden kavuşturmuyor. Bazı kavuşmalar artık sadece dualarda, rüyalarda ve hatıralarda mümkün oluyor.

Rabbim ebediyete irtihal eden dedelerimize, ninelerimize, annelerimize, babalarımıza ve bütün geçmişlerimize rahmetiyle muamele eylesin. Mekânları cennet, makamları âli olsun. Hayatta olan sevdiklerimize sağlık, huzur ve bereketli ömürler versin.

Çünkü insan bir gün anlıyor...

Memleket, sadece doğduğun yer değildir. Memleket; seni sen yapan insanların nefesi, annenin duası, babanın gölgesi, dedenin nasihati, ninenin sevgisi, çocukluğunun sesi ve ömrün boyunca yüreğinde taşıyacağın en kıymetli hatıradır.