Bir ömür vardır; baharını kimse fark etmez, sonbaharı ise herkes görür. Yılların omuzlarına yüklediği hüzün, yüzlerde derin çizgilere, saçlarda beyazlara, yürekte ise anlatılamayan sessizliklere dönüşür. İnsan aynaya baktığında yalnızca yüzünü değil, yaşadığı yılları, verdiği mücadeleleri ve içinde sakladığı anıları da görür.

Sararmış solmuş bir ömür, aslında yaşanmışlığın rengidir. Kuruyan yaprak nasıl ağacın ayıbı değilse, yaşlanan insan da hayatın eksik tarafı değildir. Her kırışıklık bir mücadeleyi, her beyaz tel bir sabrı, her sessizlik ise dile getirilemeyen binlerce duyguyu anlatır.

Çocukluğun masum kahkahaları, gençliğin coşkun hayalleri, olgunluğun ağır sorumlulukları… Hepsi bir gün geçmişin sessiz sayfalarına karışır. Dün gibi yaşanan anılar, bugün sararmış fotoğraflarda ve hatıralarda yaşamaya devam eder. İnsan o fotoğraflara baktığında yalnız yüzleri değil, kaybolan zamanın izlerini de görür.

Hayat bazen bir dost, bazen de acımasız bir öğretmendir. Sevinçle başlayan yollar hüzünle son bulabilir. En güvendiğin insanlar uzaklaşabilir, hiç beklemediğin kişiler yarana merhem olabilir. İşte insan, acının ve sabrın içinde olgunlaşır. Çünkü hayat, en büyük derslerini sessizce verir.

Bir zaman gelir, kalabalıkların ortasında bile insan kendini yapayalnız hisseder. Konuşacak çok sözü vardır ama dinleyecek bir yürek bulamaz. O sessizlikte geçmiş tek tek kapısını çalar. Çocukluk günleri, anne kokusu, baba nasihati, dost meclisleri, ilk heyecanlar ve son vedalar... Hepsi gönlün bir köşesinde yeniden canlanır.

En ağır yük ise pişmanlıklardır. Söylenemeyen bir sevgi sözü, tutulamayan bir el, ertelenen bir ziyaret, kırılan bir gönül... İnsan, zamanın geri dönmediğini anladığında gerçek olgunluğa ulaşır. Çünkü geçen yıllar ne kadar özlenirse özlensin, bir daha geri gelmez.

Ömür ilerledikçe insan anlar ki dünya kimseye kalmamıştır. Nice güçlü insanlar toprağa karışmış, nice servetler sahiplerini yalnız bırakmıştır. Geriye sadece güzel bir isim, samimi bir dua ve insanların gönlünde bırakılan hoş bir hatıra kalmıştır.

Sararmış solmuş bir ömür, tükenmiş bir ömür değildir. Yıllar bedeni yorsa da, sevgiyi eksiltmeyen yürekler daima genç kalır. Bir yetimin başını okşayan el, bir ihtiyaç sahibine uzanan yardım, bir gönlü incitmemek için söylenmeyen sert bir söz... İşte insanın gerçek serveti bunlardır.

Toprağa düşen her yaprak, yeniden filizlenecek baharın habercisidir. İnsan da umut ettiği sürece yeniden yeşerebilir. Yaş kaç olursa olsun sevmek, affetmek, teşekkür etmek ve helallik istemek için geç değildir. Çünkü ömrün değeri, kaç yıl yaşandığında değil; kaç kalbe dokunulduğunda gizlidir.

Belki de ömrün en güzel mevsimi, insanın kendisini, hayatın anlamını ve Rabbini en derinden tanıdığı zamandır. Dünya bir yolculuktur; bizler ise kısa süreli misafirleriz. Geldiğimiz gibi gideceğiz. Ardımızda bıraktığımız iyilikler, dualar ve güzel hatıralar ise bizden sonra da yaşamaya devam edecektir.

Ömür sararır... Yapraklar solar... Saçlara kar düşer... Fakat sevgiyle atan bir kalp, merhametle uzanan bir el ve umutla bakan bir çift göz hiçbir zaman eskimez. Çünkü insanı yaşatan yılların çokluğu değil, yıllara sığdırdığı güzelliklerdir.

Ve bir gün son perde kapandığında, geriye ne mal kalacaktır ne de makam. Geriye yalnızca yaşanmış bir ömrün hikâyesi kalacaktır. O hikâyeyi değerli kılan ise ne kadar uzun sürdüğü değil, ne kadar güzel yaşandığıdır. Sararmış, solmuş bir ömür bile; sevgi, vefa, sabır ve imanla yoğrulmuşsa, ardında hiç solmayacak bir bahar bırakır.